"Selim'in ölümünden sonra boşanma dosyamı yeniden araştırdım. Bana verilen belgelerin bir kısmının sahte olduğunu öğrendim. Artık dul kalmıştım fakat seninle yaptığımız nikâhın da hiçbir geçerliliği yoktu."
Mektubu göğsüme bastırdım.
Peki, neden yeniden evlenmemiştik?
Nermin bir sonraki satırda bu soruyu da cevaplıyordu.
"Sana gerçeği anlatmak için defalarca hazırlandım. Ama her seferinde korktum. Önce askerden yeni dönmüştün. Ardından ilk çocuğumuza hamile kaldım. Sonra ikinci çocuğumuz dünyaya geldi. Yıllar geçtikçe gerçeği söylemek daha da zorlaştı."
Bir insan böyle büyük bir sırrı nasıl taşıyabilirdi?
Öfkemin yerini derin bir üzüntü almaya başlamıştı.
Ancak mektubun son sayfasında yazanlar beni bir kez daha şaşkına çevirdi.
"Beş yıl önce ciddi şekilde hastalandığımda artık gerçeği saklayamayacağıma karar verdim. Bir avukat tuttum. Hem sana hakkını vermek hem de öldüğümde yaşayabileceğin sorunları çözmek istedim."
Avukata baktım.
"Demek beş yıldır her şeyi biliyordunuz!"
Başını salladı.
"Evet. Nermin Hanım, sahip olduğu mal varlığını çocuklarına ve size bırakabilmek için bütün yasal işlemleri hazırlattı. Ancak sizin için başka bir şey daha yaptı."
Çantasından ikinci bir zarf çıkardı.
Üzerinde benim adım yazıyordu.
Zarfı açtığımda içinden küçük bir anahtar ve bir adres çıktı.
Altında yalnızca şu cümle vardı:
"Sevgilim, son hediyemi görmek istiyorsan buraya git."
Ertesi sabah büyük oğlum beni arabayla adrese götürdü.
Şehrin eski mahallelerinden birindeki küçük bir binanın önünde durduk.
Anahtarla kapıyı açtığımızda gördüklerime inanamadım.
Burası yıllar önce Nermin'le evlenmek istediğimizde paramız yetmediği için kiralayamadığımız küçük dükkândı.
Gençliğimizde hayalimiz burada bir kitapçı açmaktı.
İçeri girdiğimde duvarlarda aile fotoğraflarımızın asılı olduğunu gördüm. Raflarda yüzlerce kitap vardı.
Masada ise Nermin'in bana bıraktığı son mektup duruyordu.
"Sevgilim, hatırlıyor musun? Bir gün yaşlandığımızda bu dükkânda oturup torunlarımıza kitap okuyacağımızı söylemiştin. Hayatımız boyunca pek çok hayalimizi gerçekleştirdik ama bunu hep erteledik."
Gözyaşlarım kâğıdın üzerine dökülüyordu.
"Bu dükkânı geçen yıl satın aldım. Senin adına düzenlettim. Artık çocuklarımızın ve torunlarımızın burada birlikte vakit geçirmesini istiyorum."
Oğlum omzuma sarıldı.
Ama Nermin'in son cümlesi beni büsbütün yıktı.
"Senden tek bir şey istiyorum. Altmış yıl önce yaşadığımız günü bir yalan olarak hatırlama. O gün sana verdiğim sözlerin hepsini tuttum. Belki devletin kayıtlarında eşin değildim ama kalbimde her zaman senin karındım."
Mektubu bitirdiğimde uzun süre konuşamadım.
O gün oğlumla eve dönerken yıllardır sakladığımız düğün fotoğrafını düşündüm.
Evet, Nermin bana yalan söylemişti. Bunu öğrenmek canımı yakıyordu. Keşke gerçeği daha önce anlatabilseydi. Belki birlikte çözüm bulabilir, korkmadan yaşayabilirdik.
Ama geçmişi değiştiremeyeceğimi biliyordum.
Bir hafta sonra bütün çocuklarımızı ve torunlarımızı kitapçıya davet ettim.
Onlara Nermin'in hikâyesini anlattım. Hiçbir şeyi saklamadım.
Ardından yıllardır parmağımda taşıdığım alyansı çıkardım ve dükkânın duvarındaki düğün fotoğrafımızın yanına küçük bir kutunun içinde yerleştirdim.
Altına şu cümleyi yazdım:
"Bu yüzük, altmış yıl boyunca birbirini sevmekten vazgeçmeyen iki insanın hatırasıdır."
Bugün o küçük kitapçı hâlâ açık. Her cumartesi torunlarıma kitap okuyorum. Kazandığımız parayla maddi durumu yetersiz çocuklara kitap alıyoruz.
Nermin'in mezarını ziyaret ettiğimde ona hâlâ kırgın olduğumu söylüyorum. Çünkü sevgi, yapılan hataları hiç yaşanmamış gibi kabul etmek değildir.
Ama ardından teşekkür ediyorum.
Çünkü bana bıraktığı son hediye, yalnızca bir dükkân değildi. Hayatımın geri kalanını anlamlı kılacak bir amaçtı.
Şimdi seksen altı yaşındayım. Resmî kayıtlara göre hiç evlenmemiş olabilirim.
Ama altmış yıl boyunca sevdim, sevildim, baba oldum ve bir aile kurdum.
Nermin'in bana öğrettiği son şey ise şuydu: Bir insanın bıraktığı en büyük miras, sahip olduğu mal değil, o gittikten sonra bile başkalarının hayatında yaşamaya devam eden iyiliğidir.