Müzeyyen Hanım derin ve kederli bir iç çekti, yatağın kenarına ilişip o soğuk ve yorgun elleriyle ellerimi sımsıkı tuttu. "Ah be kader arkadaşım, ah be canım," diye mırıldandı acı acı. "Demek o yılan senin de masum ocağına incir ağacı dikti. Bu kadın tam bir şeytan, yüzü melek ama kalbi kapkara. Benim zavallı saf oğlum Kenan'ı yıllar önce ağına düşürdü. Önce beni öz evimden barkımdan sokağa attırdı, sonra oğlumun bütün servetini sinsice üzerine geçirip onu bir dünya borç batağında terk edip kaçtı. Şimdi de anlaşılan senin temiz kalpli Tarık'ı bulmuş."
Duyduklarım karşısında adeta olduğum yerde taş kesilmiştim. Benim melek sandığım, "Annecim" diyerek her sabah etrafımda pervaneler gibi dönen Buse, meğerse acımasız ve profesyonel bir dolandırıcıydı. Oğlum Tarık ise onun o tatlı diline, o sahte güler yüzüne tamamen kanmış, öz annesini bu soğuk dört duvar arasına hapsedecek kadar gözü kör olmuştu. "Peki ama," dedim zar zor yutkunarak ve titreyen dudaklarımla, "Neden hala senin yanına bu huzurevine gizli gizli geliyor? Neden benim en kıymetli saatim onun buraya getirdiği çantasının içinde duruyor?"
Müzeyyen Hanım gözlerini pencereye dikip acı acı gülümsedi. "Çünkü bu vicdansız kadının benden alabileceği son bir şey daha var," dedi yorgun sesiyle. "Köydeki rahmetli dededen kalma zeytinlikler... Onların tapusunu koparmak için buraya her pazar düzenli gelir, sahte gözyaşları döker. Kenan'ın hapiste olduğunu ve onu oradan kurtarmak için acil paraya ihtiyacı olduğunu söyleyip durur. Senin o kıymetli saatini de muhtemelen bugün bana satıp hemen paraya çevirmemi teklif etmek için getirdi. Kim bilir bana yine ne süslü yalanlar uyduracaktı şeytan kadın."
İçimde bir anda engellenemez fırtınalar kopmaya başladı. Yılların verdiği o büyük üzüntüm, yerini sönmek bilmeyen körükleyici bir öfkeye bırakmıştı. Ben saçımı süpürge etmiştim, Tarık bu hayatta benim her şeyimdi. O güzel ev, o üç kuruş emekli maaşı... Hepsini ellerimle koşulsuz şartsız onlara teslim etmiştim. Kendi ellerimle biricik oğlumu zehirli bir yılanın koynuna sokmuştum. Ama asla pes etmeyecektim. Buse'nin bu korkunç oyununu mutlaka bozacak, oğlumu o cadının kirli elinden kurtaracaktım. Müzeyyen Hanım'a dönüp son derece kararlı bir sesle, "Bu iş burada bitmedi arkadaşım," dedim. "O şeytanın oyununu kendi başına acımasızca yıkacağız."
O gece sabaha kadar gözümüzü kırpmadan kusursuz bir plan yaptık. Ertesi sabah, huzurevi müdüresi Aslı Hanım'ın odasına gittik ve ona her şeyi anlattık. Aslı Hanım hemen tanıdığı sivil polisleri çağırdı. Pazar günü Buse o sahte gözyaşlarıyla Müzeyyen Hanım'ı ziyarete geldiğinde polisler çoktan lobide pusudaydı. Tam tapuyu imzalatacağı sırada köşeden fırlayıp yüzüne gerçekleri haykırdım. O anki şoku görülmeye değerdi. Kelepçeler takılırken foyası tamamen ortaya çıkmıştı. Tarık gerçekleri öğrenince ayaklarıma kapandı, günlerce ağladı. Buse ve onun karanlık şebekesindeki tüm suç ortakları adaletin kestiği ağır cezayla uzun yıllar boyunca demir parmaklıklar ardına mahkum olurken, biz Müzeyyen Hanım'ı da yanımıza alıp evimize, o sıcak yuvamıza huzurla döndük.