“Hayır, iki gün önceki kayıt,” dedi görevli. “Ama arşivde tutuluyor.”
İki gün önce. Yani kırığın olduğu gece.
O an hemşirenin neden bana not verdiğini anladım. O gece nöbetteydi. Emir’in korkusunu görmüştü. Belki morlukları fark etmişti. Belki de Murat’ın tehditlerini duymuştu.
“Bu kaydı alabilir miyim?” dedim.
Görevli tereddüt etti. “Resmî talep gerekir.”
“Polisi arayın,” dedim. “Şimdi.”
Ellerim titriyordu ama içimde tarifsiz bir kararlılık vardı. O an korku yerini öfkeye bırakmıştı. Emir’in irkilmesi, gözlerindeki o sessiz korku, her şey birleşmişti.
Polis geldiğinde kayıt izletildi. Murat sabah hastaneye geri döndüğünde onu koridorda gözaltına aldılar. Yüzündeki şaşkınlık ve öfke karışımı ifade hâlâ aklımdan çıkmıyor.
“Yalan söylüyorlar!” diye bağırıyordu.
Ama bu kez kamera yalan söylemiyordu.
Sonraki günler bir kâbus gibiydi. İfade, sosyal hizmetler, mahkeme… Emir önce konuşmak istemedi. Ama çocuk psikoloğunun yanında yavaş yavaş her şeyi anlattı. Murat’ın son aylarda giderek öfkelendiğini, en ufak hatada bağırdığını, o gece tartışma çıktığını… Scooter’dan düşmediğini.
Ben o gece sandalyede uyumak için ısrar etmeseydim belki hiçbir şey ortaya çıkmayacaktı. Hemşire o detayı fark etmeseydi belki oğlum hâlâ korku içinde susacaktı.
Mahkeme süreci sonunda Murat’a uzaklaştırma ve hapis cezası verildi. Emir uzun bir tedavi sürecine girdi. Fiziksel yarası zamanla iyileşti. Ama asıl mücadele, kalbindeki kırığı onarmaktı.
Bir akşam, aylar sonra, Emir balkonda otururken bana döndü.
“Anne,” dedi, “o gece sen gitseydin… yine yapardı değil mi?”
Gözlerim doldu ama sakin kaldım. “Hayır,” dedim. “Çünkü artık gerçeği biliyoruz. Ve artık kimse sana zarar veremez.”
O gece güvenlik kamerasında izlediğim görüntü, hayatımın en korkunç anıydı. Ama aynı zamanda en kurtarıcı anıydı da.
Bazen gerçek, insanı yıkar. Ama o gerçeği görmek, bir çocuğun hayatını kurtarabilir.
Ve ben o gece şunu öğrendim: Bir annenin içine doğan şüphe, asla sebepsiz değildir.