Öksüz Çocuğun 100 Umut Tavşanı Çöpe Atıldığında, Babasının Getirdiği Tek Bir Kağıt Parçası Her Şeyi Değiştirdi

‘Babaanne, bunu hastanedeki çocuklar için yaptım,’ dedi o kısık sesiyle. ‘Belki yalnız hissetmezler.’

Nefesim kesildi. Gözlerim doldu. ‘Neden tavşan, canım yavrum?’ diye sorabildim zorlukla.

Yüzünde acı ama gerçek bir tebessüm belirdi.

‘Annem bana hep umut tavşanım derdi…’

O andan itibaren her şey değişti. Kerem bütün gününü odasında geçirmeye başladı. Annesinin o değer biçilmez hırkalarını özenle çözüyor, o iplerden hasta çocuklar için yeni tavşanlar örüyordu. Eğri büğrü, birbirinden farklı ama hepsi saf sevgiden örülmüş 100 küçük tavşan. Her birinin yanına, ‘Asla yalnız değilsin.’, ‘Sen çok cesursun.’, ‘Savaşmaya devam et.’ yazılı küçük notlar eklemişti.

İki uzun yılın ardından torunumun yüzünde ilk defa o yaşama tutunma belirtisini, o muazzam gururu gördüm. Ta ki Banu, o gün arkadaşlarıyla gittiği lüks restorandan eve dönene kadar. Salondaki kutuları gördü ve yüzünü buruşturdu.

‘Bu çöp yığını da neyin nesi?’ diye sordu sert bir sesle.

‘Kerem onları hastanedeki kanserli çocuklar için ördü,’ dedim durumu izah etmeye çalışarak.

Banu kutunun içinden bir tavşanı iki parmağıyla tutup havaya kaldırdı, ardından alaycı bir şekilde güldü. ‘Buna mı sevinecekler? Bunlar resmen çöp. Pislik içinde, iğrenç şeyler.’

Daha ben araya giremeden, Banu o kutuları hırsla kucakladı ve dışarıdaki büyük çöp bidonuna doğru yürümeye başladı. Ne kadar bağırdıysam da durmadı. Bütün o emekleri, o umut parçalarını çöpün içine boşalttı. Kerem olduğumuz yerde donakalmıştı. Tek kelime etmedi. Çöken omuzlarıyla sarsıla sarsıla, sessizce gözyaşı dökmeye başladı.

İşte tam o an, oğlum Murat’ın arabası kapıya yanaştı. İşten erken dönmüştü. Manzarayı gördü. Ben, artık dayanamayıp oğlumun bir şeyler yapmasını bekleyerek ona baktım. Ama Murat öylece durdu, hiçbir şey söylemedi. Bir an için, yine o kadının tarafını tutacağını, ‘Ev dağınıktı’ diyerek olayı geçiştireceğini düşündüm.

Sonra Murat garip bir şekilde sakin bir ses tonuyla konuştu:

‘Burada bekleyin. Sadece bir saniye.’

Ve eve doğru yürüdü.

Kerem olduğu yerde ağlamaya devam ediyordu. Banu ise kollarını bağlamış, kendinden emin bir şekilde bekliyordu. Bir dakika sonra Murat dışarı çıktı.

Elinde dikkatle tuttuğu SADECE TEK BİR ŞEY vardı. Sarı renkli, ufak bir kağıt parçası.

Banu o kağıda göz ucuyla baktı ve o an zaman durdu. Kendinden emin tavrı saniyeler içinde yok oldu. Yüzünden bütün kan çekildi, dudakları titredi ve sesi ancak bir fısıltı halinde çıkabildi.

‘Hayır… bekle…’ diyebildi sadece.

Geriye doğru adımlar atmaya başladı.

‘… Hayır… o sende olmamalıydı.’


Murat’ın elinde tuttuğu şey, bir rehin dükkanı fişiydi. Aylar önce, Ceren’in Kerem’e miras kalması için bıraktığı, aile yadigarı çok değerli bir elmas gerdanlık kasadan kaybolmuştu. Banu bunu eve giren hayali bir hırsıza bağlamış, hepimizi buna inandırmıştı. Oysa Murat, o gün Banu’nun ceketinin iç cebinden düşen bu sarı fişi bulmuştu. Fişte, Banu’nun o gerdanlığı gizli kumar borçlarını ödemek için 2.500.000 TL karşılığında rehin bıraktığı açıkça yazıyordu.

Murat’ın gözlerinde daha önce hiç görmediğim bir nefret vardı. ‘Senin yatacak yerin yok,’ dedi dişlerinin arasından. ‘Öksüz bir çocuğun hem mirasını çaldın, hem de emeğine çöp dedin. Hemen defol git bu evden. Polisi arıyorum!’

Banu ağlayarak ve yalvararak o evden yaka paça atıldı. Murat daha sonra hiç düşünmeden çöp kutusuna atladı. Oğlunun elleriyle ördüğü o 100 umut tavşanını tek tek, özenle çıkardı. O gün, baba ve oğul birbirlerine sımsıkı sarılarak ağladılar. Ertesi gün o 100 tavşan Ege Üniversitesi Çocuk Hastanesi’ndeki yerini buldu. O tavşanlar sadece o çocuklara değil, bizim ailemize de yeniden umut olmuştu.
Reklamlar