On Sekiz Yıl Sonra Masaya Bırakılan İki Havlu, Bir Babanın Sakladığı Büyük Acıyı Ortaya Çıkardı

Onları kaybettikten sonra yaşamaktan vazgeçmiştim. Perdeleri açmıyor, yemek yemiyor, telefonlara cevap vermiyor, saatlerce boş gözlerle bebek odasının duvarlarına bakıyordum.

En yakın arkadaşım Kemal, bir gün beni zorla evden çıkardı.

“Burada kalırsan tamamen tükeneceksin.” dedi.

İstemesem de beni İzmir kıyılarındaki sakin bir sahile götürdü. Gün batımına yakın eve dönmeye hazırlanırken önce tek bir bebek ağlaması duyduk. Ardından ikinci bir ses yükseldi.

Koşarak soyunma kabinlerine gittik.

Kumların üzerinde iki yeni doğmuş kız bebeği yatıyordu. Biri beyaz, diğeri pembe havluya sarılmıştı. Soğuktan morarmışlardı ama nefes alıyorlardı.

Ceketimi üzerlerine örttüm, Kemal ise hemen yardım çağırdı.

Hastaneye kadar peşlerinden gittim. Sosyal hizmet görevlisi Aylin, aileleri bulunana kadar bebeklerin devlet korumasına alınacağını söyledi.

O an oradan ayrılmam gerekiyordu.

Ama yapamadım.

Hemşireler geçici olarak onlara Elif ve Zeynep isimlerini vermişti. Ben de o isimleri değiştirmedim.

Bir süre sonra Aylin’e onları evlat edinmek istediğimi söyledim.

Bana uzun uzun baktı.

“Onları gerçekten onların iyiliği için mi istiyorsun, yoksa kendi acını unutmak için mi?”

Derin bir nefes aldım.

“Acım hiçbir zaman tamamen geçmeyecek. Ama onların güvenli bir eve ihtiyacı var. Ben de o evi onlara vermek istiyorum.”

Aylar süren incelemeler, eğitimler ve mahkeme süreçlerinden sonra önce koruyucu babaları, ardından resmen babaları oldum.

Hayat yeniden anlam kazandı.

Uykusuz geceler, ilk adımlar, okul heyecanları, doğum günleri, karne sevinçleri derken yıllar su gibi geçti.

Elif vanilyalı pasta severdi.

Zeynep ise çikolatalı pastadan vazgeçmezdi.

Ben ise her ikisinin de gülüşüyle yeniden yaşamayı öğrendim.

Sahilde bulduğum iki havluyu yıllarca ahşap bir sandıkta sakladım. Selin’in fotoğrafını ise cüzdanımdan hiç çıkarmadım.

Fakat Selin’den ve İnci’den kızlarıma neredeyse hiç söz etmedim.

Onların kendilerini kaybettiğim ailemin yerine konmuş gibi hissetmelerinden korkuyordum.

Kızlar on beş yaşına geldiklerinde zaman zaman uzun süre evden ayrılmaya başladılar. Onları biyolojik ailelerini arıyor sanıyordum. Sormaya cesaret edemedim.

Üç yıl boyunca içimde aynı korkuyla yaşadım.

Doğum günlerinde masaya bıraktıkları iki havlu ise bütün gerçeği ortaya çıkardı.

Beyaz havlunun içinden üç uçak bileti çıktı.

Hedef aynı sahildi.

Kendi emekleriyle çalışıp para biriktirmiş, bu yolculuğu benim için hazırlamışlardı.

Pembe havlunun içinden ise kalın bir fotoğraf albümü çıktı.

Kapağında tek bir cümle yazıyordu.

“Ailemiz, birbirimizi hatırlamadan çok önce başladı.”

Sayfaları çevirdikçe gözlerim doldu.

İlk adımlarımız…

Babalar Günü kartları…

Okul gösterileri…

Birlikte kutladığımız doğum günleri…

Albümün son sayfasında ise yıllardır sakladığım Selin’in fotoğrafı vardı.

Altında dört isim yazıyordu.

Selin

İnci

Elif

Zeynep

Kızlarım bana baktı.

“Baba,” dedi Elif, “biz hiçbir zaman onların yerine geçmeye çalışmadık.”

Zeynep devam etti.

“Sen bizi, onları unuttuğun için değil; onları hâlâ severken sevdin.”

Üç gün sonra aynı sahile birlikte gittik.

Kemal ve Aylin de oradaydı.

İki sandalye hazırlanmıştı.

Birine Selin’in fotoğrafını, yanına da İnci’nin adının yazılı olduğu küçük kartı bıraktık.

Kızlarım ilk kez bana geçmişimi anlatmam için cesaret verdi.

Selin’i anlattım.

Gülüşünü…

Hayallerini…

İnci için kurduğumuz umutları…

Sonra ilk kez dört ismi aynı anda yüksek sesle söyledim.

Selin…

İnci…

Elif…

Zeynep…

O an anladım ki sevgi bölünmüyordu.

Kalp, kaybettiklerini unutmadan da yeni insanları aynı derinlikle sevebiliyordu.

Yıllarca o sahilin hayatımı ikiye böldüğünü sanmıştım.

Oysa gerçek bambaşkaydı.

Orası bir sonun değil, ikinci kez baba olduğum günün başlangıcıydı.

Acılarım hâlâ benimleydi.

Ama artık onların yanında umut da vardı.

Ve eve dönerken ilk kez yük olarak taşıdığım şey keder değil, bana yeniden yaşamayı öğreten sevgiydi.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Reklamlar