Otobüste yanıma oturan o dertli kadın “Oğlum beni sokağa attı” diye ağlarken ona sımsıkı sarılıp teselli etmiştim;

Kadın, oğlunun aslında ona hiçbir zaman "evladım" dedirtmediğini, hep bir yük gibi gördüğünü anlattı. Sonra acı gerçek en sert haliyle tokat gibi yüzüme çarptı: "Zaten biliyor musun kızım," dedi kadın, gözlerini uzağa dikerek, "Hakan benim öz oğlum da değil. O benim otuz yıl önce evlendiğim kocamın ilk eşinden olan çocuğuydu. Babası ölünce ona ben baktım, öz evladım belledim. Ama o beni hep 'annem' diye değil, 'mirasçım' diye gördü. Tapuları üstüne alınca da bugün beni kapıya koydu."

Duyduklarım karşısında donup kaldım. "Oğlum" dediği kişi aslında kocasıydı. Hakan, bu kadından yaşça çok küçük olmasına rağmen onunla evlenmiş, kadının mal varlığını ele geçirene kadar bu tiyatroyu oynamış ve sonunda amacına ulaşınca onu sokağa atmıştı. Benimle olan evliliği ise muhtemelen yeni bir "temiz sayfa" ya da başka bir oyunun parçasıydı.

Gece yarısına doğru kafeden çıktık. Kadını güvenli bir yere, tanıdığım eski bir komşuma yerleştirdikten sonra eve gittim. Anahtarı kapıda çevirirken elim titremiyordu artık. Kapıyı açtığımda Hakan salonda, televizyon karşısında hiçbir şey olmamış gibi oturuyordu. Beni görünce gülümsedi. "Nerede kaldın hayatım? Merak ettim," dedi.

Ona cevap vermedim. Cebimden o eski fotoğrafı çıkarıp önündeki sehpaya bıraktım. Hakan’ın yüzündeki o sahte gülücük, yerini buz gibi bir dehşete bıraktı. "Bu... bunu nereden buldun?" diye kekeledi.

"Otobüste," dedim, sesimdeki soğukluk odayı dondurmaya yetti. "Sokağa attığın o 'hayırsız evladın' yanına oturdum. Ama bir şeyi yanlış biliyormuşsun Hakan; o kadın sadece bir anne değil, senin sömürdüğün, üzerinden servet kazandığın karınmış. Ve şimdi, o sokağa attığın hayatlar seni yutmaya geliyor."

Hakan bir şeyler kekelemeye, yalanlar uydurmaya çalıştı ama artık çok geçti. O gece o evden ben değil, o çıktı. Hem de hiçbir şeyi olmadan. Ertesi gün kadının hakkı olan her şeyi geri alması için en iyi avukatları devreye soktum.

Hikayenin sonunda, o yağmurlu otobüs yolculuğu bana hayatımın en acı dersini vermişti: Bazen en yakınınız sandığınız kişi, aslında tanımadığınız en büyük yabancıdır. O gün o kadına sarıldığımda sadece bir yabancıyı teselli etmemiştim; aslında kendi körlüğümden uyanmış, bir kadının ahını yerde bırakmayarak kendi ruhumu da kurtarmıştım. Şimdi o kadınla birlikte yeni bir hayat kuruyoruz; birimiz kaybettiği evini, diğerimiz ise kaybettiği güveni birbirimizin sevgisinde yeniden inşa ediyoruz.
Reklamlar