Param için ve başımı sokacak bir evim olsun diye yalnız yaşayan yaşlı bir kadınla evlendim.

“İnsanlar senin beni kullandığını sanıyor. Oysa ben de seni kullanıyorum.”

Şaşkınlıkla avukata baktım.

“Neyi kullanıyordu?”

Avukat sessizce kutunun alt kısmını gösterdi.

Orada evin eski tapusunun fotokopisi vardı.

Ama tapunun yanında başka belgeler de bulunuyordu.

Bir vakıf sözleşmesi.

Bir eğitim hesabı.

Ve adına kayıtlı küçük bir işletme hesabı.

Avukat şöyle açıkladı:

“Nermin’in evi size bırakmamasının sebebi sizi cezalandırmak değildi. Evi yeğenine bıraktı çünkü sizin bir eve değil, kendi ayaklarınızın üzerinde durabileceğiniz bir hayata ihtiyacınız olduğunu düşünüyordu.”

Önümdeki belgeleri anlamaya çalışıyordum.

“Peki bunlar ne?”

“Size kurduğu küçük iş için başlangıç sermayesi. Tesisat işi yapmak istediğinizi söylediğiniz günleri hatırlıyor musunuz?”

Hatırlıyordum.

Bir akşam, çocukluğumdan beri tamir işlerine yatkın olduğumu anlatmıştım.

“Bir gün kendi dükkânımı açmak isterdim,” demiştim.

Nermin yalnızca gülümsemişti.

Ben ise ertesi gün onun bunu unutacağını düşünmüştüm.

Unutmamıştı.

Meğer aylarca bir plan hazırlamış.

Bana küçük bir dükkân kurabileceğim kadar para ayırmış.

Ama bir şart koymuştu.

“Bu parayı alabilmek için önce borçlarını tamamen kapatmış ve altı ay boyunca çalışmış olman gerekiyor.”

Avukata şaşkınlıkla baktım.

“Neden?”

“Çünkü Nermin size para vermek istemiyordu. Size bir hayat vermek istiyordu.”

Bunu duyduğum anda gözlerimden yaşlar süzüldü.

Çünkü ilk kez onun ne yaptığını gerçekten anlamıştım.

Ben miras beklerken o bana bir gelecek hazırlamıştı.

Ben onun ölmesini beklerken, o benim hayata başlamamı bekliyordu.

Mektubun son kısmını açtım.

“Biliyorum, beni sevmedin.”

Bu cümlede uzun süre kaldım.

“Belki hiçbir zaman da sevmedin. Ama insanları yalnızca ilk niyetleriyle yargılama. Bazen kötü bir başlangıcın içinden iyi bir insan çıkabilir.”

Sonra son cümleyi okudum:

“Ben senden beni sevmeni istemedim. Sadece bir gün, sana verdiğim iyiliği başka birine vermeni istedim.”

Mektup ellerimden kaydı.

Başımı kaldırdığımda avukatın da gözlerinin dolduğunu gördüm.

“Bana neden bütün bunları şimdi veriyorsunuz?” diye sordum.

“Çünkü Nermin sizi tanıyordu,” dedi. “Bunu hayattayken kabul etmeyeceğinizi biliyordu. Ama onu kaybettiğinizde belki ilk kez neye sahip olduğunuzu anlayacağınızı düşündü.”

Kutunun dibinde küçük bir anahtar daha vardı.

“Bu ne?”

Avukat gülümsedi.

“Yeni dükkânınızın anahtarı.”

O gün ofisten çıkarken yanımda bir ev yoktu.

Büyük bir mirasım yoktu.

Bankada milyonlarım da yoktu.

Ama yıllardır ilk kez kendime ait bir geleceğim vardı.

Aylar sonra küçük dükkânımı açtım.

Kapının üzerine tek bir isim yazdım:

Nermin.

İnsanlar neden bu adı seçtiğimi sordu.

Ben de her defasında aynı cevabı verdim:

“Çünkü hayatım boyunca kaybettiğimi sandığım her şeyi, aslında bana o öğretti.”

Zamanla borçlarımı tamamen kapattım. İşim büyüdü. Mahallede ihtiyaç sahibi insanlara ücretsiz yardım etmeye başladım. Çünkü Nermin’in benden istediği son şey buydu.

Bir akşam dükkânı kapatırken kapının önünde yaşlı bir adam gördüm.

Üzerinde ince, eski bir mont vardı.

Üşüyordu.

Cebimdeki parayı çıkardım.

Ama sonra durdum.

Nermin’in bana yaptığını hatırladım.

Sadece para vermek yetmiyordu.

Adamı içeri davet ettim.

Ona sıcak bir yemek söyledim, iş bulmasına yardımcı oldum ve birkaç gün kalabileceği güvenli bir yer ayarladım.

Adam gözyaşları içinde bana teşekkür etti.

Ben ise yalnızca gökyüzüne baktım.

“Şimdi anlıyorum,” dedim sessizce.

Nermin bana bir ev bırakmamıştı.

Bana çok daha değerli bir şey bırakmıştı.

İyi bir insan olabilme şansı.

Ve hayatım boyunca ilk kez, birinin ölümüyle değil, onun sevgisinin bende bıraktığı değişimle yaşamaya başladım.
Reklamlar