Ağır kemoterapi tedavimin bitmesinden beş ay sonra, evliliğimizin yirminci yıl dönümü için eşime büyük bir sürpriz hazırladım. Onu, yirmi yıl önce balayımızı geçirdiğimiz Uludağ’daki o ahşap dağ oteline götürecektim. Tek bir dileğim vardı: Geçtiğimiz bir yıl boyunca kaldığım hastane odalarından, ilaç kokularından uzaklaşmak ve İlker’e kendimi yeniden kırılgan bir hasta gibi değil, hissettiğim o güçlü kadın olarak sunabilmek.
Sağlık mücadelem hayatımdaki pek çok şeyi değiştirmişti. Gür, kestane rengi saçlarım yerini hafif tüylere bırakmıştı. Geçirdiğim operasyonlar bedenimde kalıcı izler bırakmış, aylarca süren ağır tedaviler vücudumu tanıyamayacağım bir hale getirmişti. Her sabah aynanın karşısına geçtiğimde kendimi ayakta kaldığıma ve hayatta olduğuma şükretmeye zorluyordum. Ancak hayatta kalmış olmak, içimdeki yetersizlik hissini ve güzellik kaygılarını tamamen susturmaya yetmiyordu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan
7 büyüklüğünde depremi işaret etti: İlleri tek tek saydı
Narin Olayı Gerçekleri