Salondaki herkesin geri çevirdiği evsiz bir adama ücretsiz saç tıraşı yaptım.

“Ve zarfı açmadan hemen önce adam bana öyle bir cümle söyledi ki, annem hakkında bildiğim her şeyi sorgulamaya başladım.”

Yaşlı adam gözlerini benden kaçırmadan fısıldadı:

“Annen benim kız kardeşimdi.”

Bir an salonun içindeki bütün sesler kesilmiş gibi geldi.

Resepsiyondaki telefon çalıyordu. Arka tarafta saç kurutma makinesi çalışıyordu. Müdürümüz bir müşteriye bir şeyler anlatıyordu.

Ama ben hiçbirini duymuyordum.

Sadece karşımda duran adamın söylediği dört kelimeyi duyuyordum.

“Annen benim kız kardeşimdi.”

Başımı yavaşça iki yana salladım.

“Hayır.”

Adam cevap vermedi.

“Annemin kardeşi yoktu.”

“Sen öyle biliyordun.”

“Bana ailesinden defalarca bahsetti.”

“Benden bahsetmedi.”

Sesindeki kırgınlık öfkeden çok daha ağırdı.

Elimdeki sararmış zarfa baktım.

Sağ üst köşesinde annemin el yazısıyla üç kelime vardı:

“Abim Cemil’e emanet.”

Başımı kaldırdım.

“Cemil siz misiniz?”

Yaşlı adam gözlerini kapatıp başını salladı.

“Ben Cemil.”

Dizlerimdeki gücün çekildiğini hissettim ve yanımdaki boş sandalyeye oturdum.

Annemin adı Nermin’di.

Onu kaybettiğimde on dokuz yaşındaydım.

Hayatım boyunca annemin ailesinin küçükken dağıldığını, anne ve babasının erken yaşta öldüğünü biliyordum. Bana hiçbir zaman yaşayan bir kardeşinden söz etmemişti.

“Bunu kanıtlayabilirsiniz,” dedim. “Değil mi?”

Cemil Amca bileğindeki mavi kuşa baktı.

“Bu dövme yetmez.”

Sonra ceketinin iç cebinden küçük, eski bir fotoğraf çıkardı.

Fotoğrafın kenarları yıpranmıştı.

İki genç, bir sahil kenarında yan yana duruyordu.

Kadın annemdi.

Belki yirmi yaşındaydı.

Yanında duran genç adamın yüzüne baktığımda boğazım düğümlendi.

Karşımda oturan Cemil’in gençliğiydi.

İkisinin bileğinde de aynı mavi kuş vardı.

Fotoğrafın arkasını çevirdim.

Annemin yazısı:

“Cemil ve Nermin. Birbirimizi asla bırakmayacağız.”

Ellerim titremeye başladı.

“Peki ne oldu?”

Cemil derin bir nefes aldı.

“Baban oldu.”

Kaşlarımı çattım.

Babam ben altı yaşındayken bizi terk etmişti. Annem onun hakkında kötü konuşmazdı. Sadece anlaşamadıklarını söylerdi.

“Babamın bununla ne ilgisi var?”

Cemil cevap vermeden önce etrafına baktı.

“Burada konuşmak istemiyorsan başka yere gidebiliriz.”

Müdürümüz birkaç metre ötede durmuş bizi izliyordu.

Az önce elli lira uğruna bu adamı dışarı göndermeye çalışan insanların önünde hayatımın en büyük sırrını öğrenmek istemiyordum.

Önlüğümü çıkardım.

Müdürüm hemen yaklaştı.

“Nereye gidiyorsun?”

“Mesaim bitti.”

“Onun saç parasını unutma.”

Çantamdan kartımı çıkarıp tezgâha bıraktım.

“Kesin.”

Cemil sessizce kapıya yöneldi.

Ben de peşinden çıktım.

Sokağın köşesinde küçük bir çay ocağı vardı. Arka taraftaki masalardan birine oturduk.

Cemil uzun süre ellerine baktı.

Sonra anlatmaya başladı.

Annemle Cemil, gençliklerinde birbirlerine çok yakınlarmış.

Babaları sert, öfkeli bir adammış. Cemil on yedi yaşındayken evden kaçmış. Bir süre limanlarda, inşaatlarda çalışmış.

Annem ise evde kalmış.

Yıllar sonra yeniden buluştuklarında annem babamla evliymiş.

“Baban beni hiç sevmedi,” dedi Cemil.

“Neden?”

“Çünkü onun hakkında bildiklerim vardı.”

İçime kötü bir his çöktü.

Cemil yüzüme baktı.

“Baban kumar oynuyordu.”

Şaşkınlıkla geriye yaslandım.

“Annem bana hiç söylemedi.”

“Sana çok şeyi söylemedi.”

Babam, annemin birikimlerini defalarca almış. Borçları büyüdükçe daha tehlikeli insanlardan para istemeye başlamış.

Cemil bunu öğrenince annemi ve beni evden çıkarmaya çalışmış.

Ama annem reddetmiş.

“Neden?”

“Çünkü seni seviyordu. Baban bir gün seni ondan alacağını söylemiş.”

Cemil’in sesi titredi…

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

Reklamlar