Sekiz yıllık acil servis hemşiresiydim. Bugüne kadar nöbetlerimde her şeyi gördüğümü sanırdım, ta ki o geceye kadar.

Evet, haklısınız, her şey ters gitti. Ama şu an o yatakta yatan, uğruna sesinizi yükselttiğiniz kadın, eğer o direksiyonu son anda sağa kırmasaydı, şu an burada bağırmak yerine morgun kapısında onun cansız bedenini teşhis etmek için bekliyor olacaktınız."

Kadın, yattığı yerden sessizce hıçkırdı. Gözyaşları yastığına damlıyordu ama bu kez yalnız değildi; o korku dolu bakışları şimdi hafiflemiş, yerini derin bir minnet duygusuna bırakmıştı.

Adam birkaç saniye öylece durdu. Sonra omuzları çöktü, dizlerinin bağı çözülmüş gibi yavaşça geriledi ve yatağın kenarındaki plastik sandalyeye yığıldı. Başını ellerinin arasına aldı. Göğsü şiddetle inip kalkmaya başladığında, az önceki o saldırgan, hırçın figür gitmiş, yerine ölümün kıyısından dönmüş küçük, korkmuş bir çocuk gelmişti.

"Ben..." diye fısıldadı boğuk bir sesle. Hıçkırıklarını tutamıyordu. "Ben çok korktum. Onu kaybettim sandım... Araba alev alacak diye o kadar korktum ki... Hastaneye gelip onun iyi olduğunu görünce... Bütün o korku aniden sinire dönüştü. Ne dediğimi bilemedim."

Yavaşça başını kaldırdı ve yatakta sessizce ağlayan karısına baktı. Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. Ayağa kalktı, temkinli ve pişman adımlarla yatağın kenarına yaklaştı. Karısının serum takılı olmayan, soğuktan ve korkudan titreyen elini avuçlarının arasına aldı. Yüzünü o ele gömerek, "Özür dilerim," diye ağlamaya başladı. "Çok özür dilerim hayatım. Seni kaybetmekten o kadar korktum ki, aklımı kaçırdım. Araba umurumda değil, tatil umurumda değil. Sen buradasın ya, sen nefes alıyorsun ya... Dünyalar benim."

Kadın, diğer elini yavaşça kocasının saçlarına götürdü ve usulca okşadı. Odadaki o zehirli hava tamamen dağılmış, yerini gözyaşlarıyla yıkanmış tertemiz, saf bir sevgiye ve şükür duygusuna bırakmıştı.

Onları o mukaddes yüzleşmeyle baş başa bırakmak için sessizce geri adım attım. Kapıyı yavaşça üzerlerine çekerken, içimde hemşirelik mesleğinin bana öğrettiği o en büyük hayat dersi bir kez daha yankılanıyordu. İnsanlar çoğu zaman sahip oldukları en değerli şeyin, yanlarında sessizce nefes alan sevdikleri olduğunu unutuyorlardı; ta ki ölüm o soğuk nefesini enselerinde hissettirene kadar. Çelik, cam ve plastik yerine konabilirdi. Bozulan planlar yeniden yapılabilirdi. Ancak duran bir kalbi hiçbir servet geri getiremezdi.

O gece servis yine her zamanki ritmine döndü ama o odadan bir daha hiçbir bağırış yükselmedi. Bazen en büyük yaralar neşterle ya da sargı beziyle değil; sadece doğru zamanda, doğru kişiye hatırlatılan basit bir gerçekle iyileşirdi. Her şey, tam da olması gerektiği gibi, yoluna girmişti.
Reklamlar