Sessiz Ağlayış

“Sen olsaydın ‘eline sağlık’ derdin, ben de tuzu unuturum diye üzülmezdim,” diye mırıldandı.

Mehmet hastayken konuşmaz olmuştu.
Ama elini bırakmazdı.

Hastanede son gece Ayşe’ye sadece şunu demişti:
“Ben gidersem… çayı yalnız içme.”

Ayşe o günden beri çayı hep iki bardakta yapardı.
Birini içmezdi. Soğuyunca dökerdi.

Komşuları,
“Alışman lazım,” dedi.
“Hayat devam ediyor.”

Ayşe başını salladı.
Ama içinden şöyle dedi:
“Benim hayatım seninleydi zaten.”

Bir gün dolabı toplarken Mehmet’in montunu buldu.
Cebinden buruşmuş bir kâğıt çıktı.

Kendi el yazısıydı:

“Ayşe, eğer bunu okuyorsan ben yokum.
Sakın güçlü olmaya çalışma.
Ağla.
Sonra çayı kendine yap.
Ama bir gün, bir bardak fazla koymamayı da öğren.”

Ayşe ilk kez o gün çayı tek bardakta yaptı.

Bardağı masaya koydu.
Karşısındaki sandalyeye baktı.
Ve dedi ki:

“Bugün seni beklemedim Mehmet…
Ama bu, seni özlemediğim anlamına gelmiyor.”

Sonra ağladı.
Sessizce.
Uzun uzun.

O sandalyeyi yerinden kaldırmadı.
Ama artık üstüne çorba koymuyordu.

Çünkü bazı boşluklar,
doldurulmaz…
sadece taşınır.
Reklamlar