Sulara Gömülen Büyük İhanet: Kocamın Tehlikeli Oyunu Ve 15 Yıllık Mucize

“Tamam, harekete geçiyoruz,” dedi arkadan gelen güçlü bir ses.

Gözyaşları içinde arkama döndüm. Su ağabeyimin çenesine yaklaşmıştı. “Beni affet Tarık, o canavarı ailemize ben soktum,” diye fısıldadım. Sonu beklemek için gözlerimi kapattım ama arkada şiddetli bir darbe sesi yankılandı. Gözlerimi açtığımda Tarık sandalyesinde değildi! Aracın içinde iki ayağının üzerinde dimdik duruyordu.

Ceketinden çıkardığı küçük bir kesiciyle kemerimi bağlayan teli bir saniyede kesti. “Bacakların?..” dedim şok içinde. “Her şeyi anlatacağım,” dedi ve eşitlenen su basıncıyla arka kapıyı tekmeleyerek açtı.

Beni karanlık akıntıya çekerek çıkardı. Kıyıdaki Serkan bizi görmesin diye eski bir iskelenin altındaki gizli bakım kapağına kadar suyun altında yüzdük. İçeri girip nefes aldığımızda Tarık’ı sarsarak bağırdım: “On beş yıl! On beş yıl boyunca felçli olduğuna inanmamı nasıl izledin?”

Tarık sakin bir sesle yanıtladı: “Çünkü anne ve babamızın kazası da tesadüf değildi Rüya. Serkan’ın babası Muzaffer, yıllardır tersanemizi ele geçirmeye çalışıyordu. Serkan seninle aşk için evlenmedi. Bugün seni boğmaya çalışması da babasının yarım bıraktığı işi bitirmek içindi…”

O gece sadece evliliğimin değil, her gece bana içirdiği o sıcak sütün arkasındaki korkunç gerçeği de öğrenecektim.Tarık beni İzmir limanı yakınındaki gizli sığınağına götürdü. Yıllar önce Bursa’daki özel rehabilitasyonda yürümeye başladığını ama katilleri ortaya çıkarmak için 15 yıl boyunca felçli taklidi yaptığını anlattı. Ardından Serkan’ın ses kaydını dinletti.

Ses kaydında Serkan, üvey kız kardeşim Pelin’e gülerek konuşuyordu: “Kemerini çelik telle kendim bağladım. Zaten kurtulsa bile birkaç ayı kalmıştı. Üç yıldır her gece sütüne ve kozmetiklerine azar azar zehir karıştırıyordum. Kalp krizinden öldü sanacaklardı.”

Duyduklarım karşısında dehşete düştüm. Son yıllardaki baş dönmelerim, halsizliklerim… Hepsi kocamın elleriyle verdiğim zehirdenmiş. Pelin ise Serkan’dan hamileydi ve şirket hisselerini ele geçirmek için ertesi gün acil yönetim kurulu toplantısı planlıyorlardı.

Ertesi sabah İzmir Tersanesi’nin en üst katındaki yönetim kurulu salonunda Serkan, yaslı koca rolünü oynayarak sahte imzamın bulunduğu vekâletnamelerle şirket hisselerini üzerine geçirmeye çalışıyordu. Aile dostumuz Cevdet Bey karşı çıksa da Serkan gümüş kalemi eline aldı.

Tam o anda ağır çift kanatlı kapıları açarak içeri girdim. Yanımda devlet savcısı ve polisler vardı. “Günaydın herkese. Umarım kendi kurumsal cenazeme geç kalmamışımdır,” dedim.

Serkan’ın elindeki kalem düştü, yüzündeki bütün renk çekildi. “Rüya?.. Bu imkânsız!” diye kekeledi.

Hoparlörden Serkan’ın cinayet planını, kemeri nasıl telle bağladığını ve beni 3 yıldır zehirlediğini anlatan ses kaydını tüm yönetim kuruluna dinlettim. Polisler arabadan çıkarılan telli kemer parçasını delil olarak sundu ve Serkan’ı gözaltına aldı.

Olay bununla bitmedi. Serkan’ın babası Muzaffer ve Pelin beni eski depoya çağırıp bir tuzak kurmaya çalıştılar. Ancak polis ve Tarık ile oraya gittiğimizde Muzaffer, 15 yıl önce anne ve babamın aracına sabotaj yaptırdığını kibirle itiraf etti. Yakalanan ses kayıtları ve gizli kasadan çıkan belgelerle Muzaffer müebbet hapis cezası aldı; Serkan 30 yıl hapse mahkûm edildi. Pelin ise suç ortaklığından ceza aldı.

Aylar sonra Tarık, tekerlekli sandalyesi olmadan tersaneye adım attığında eski işçiler sevinç gözyaşlarına boğuldu. Aile şirketimizi yeniden ayağa kaldırdık, babamın yarım kalan dev kargo gemisi projesini başarıyla tamamladık.

O dondurucu sudan sadece hayatımı kurtarmak için çıkmamıştım; çalınan geleceğimi, ailemin onurunu ve adaletimi geri almak için çıkmıştım. Ve şimdi, köklü tersanemizin balkonundan denize doğru bakarken biliyorum: Gelecek artık tamamen benim elimde.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Reklamlar