Tel örgüye takılmış kartalı serbest bıraktı. Şafak vakti, 7 kartal çiftliğini kapladı

İşçilerden biri motorlu testereyi çalıştırdı. Gürültü sessizliği bıçak gibi böldü. İnekler ahırın köşesine çekildi. İsmail omzundaki sargının yandığını hissetti ama toprağa daha sağlam bastı.

—Bu ormana girmek için benim üstümden geçeceksiniz.

Serkan bir adım yaklaştı, neredeyse yüz yüze.

—Sen hep küçük adamdın İsmail. Kız kardeşim parası olan biriyle evlenebilirdi ama inatçı bir köylüyü seçti. Ve bak nasıl bitti: kerpiç bir evde öldü, çocuksuz, arkasında kimse yok.

Bu söz bir tokat gibi indi.

Emre başını kaldırdı, huzursuzdu.

—Baba, gidelim artık.

Serkan öfkeyle döndü.

—Sus!

Motorlu testere tekrar kükredi.

Tam o anda gökyüzü değişti.

Yedi altın kartal kapı üzerinde daire çizerek alçaldı. Beyaz kanatlı dişi grupdan ayrıldı. Pençelerinde bir şey taşıyordu. Ne avdı, ne taş.

Yeni kesilmiş bir çam dalıydı; kalın, taze ve ucuna bağlanmış turuncu bir şerit vardı.

Testere sustu.

—Jefe… o kartal üzerinde bir orman işaret taşıyor —dedi işçilerden biri.

Serkan’ın yüzü soldu.

Kartal kanatlarını kapatıp dalışa geçti. Herkesin üzerinden öyle bir rüzgârla geçti ki şapkalar uçtu, toz kalktı, sesler boğazlarda kaldı.

Yerden yirmi metre kala pençelerini bıraktı.

Çam dalı beyaz kamyonetin üstüne çarptı. Camın üzerinde yeşil iğneler dağıldı. Turuncu şerit yan aynada sallandı.

Ama asıl sessizliği getiren bu değildi.

Dalın ucuna bağlı plastik bir etiket vardı. Reçineye bulanmıştı. Üzerinde siyah bir kalemle yazılmış tarih duruyordu.

“Zehra Yıldırım Parseli. Onaylı. 14 Mart.”

İsmail’in göğsü boşaldı.

Zehra 8 Şubat’ta ölmüştü.

Emre titreyerek babasına baktı; sanki ilk kez gerçekten karanlığa bakıyormuş gibi.

Bölüm 3

Birkaç saniye boyunca kimse konuşmadı.

Çam dalına bağlı etiket, gökten düşmüş bir kanıt gibi sallanıyordu. Petra Nine ilk cesareti gösterdi, taş duvarı aşıp ağır adımlarla yaklaştı ve tarihi yüksek sesle okudu.

—14 Mart.

Cemal Ağa sonra yaklaştı.

—Ama Zehra çoktan toprağa verilmişti.

Serkan Demir etiketi daldan koparıp yumruğuna sıkıştırdı.

—Bu hiçbir şey kanıtlamaz.

İsmail Yıldırım ona doğru bir adım attı.

—Zehra’nın adını kullandığını kanıtlar.

—O toprak ailemin toprağıydı.

—O toprak, Zehra’nın koruduğu topraktı. Bunu biliyorsun.

Emre yüzünü ellerinin arasına aldı. Nefesi parçalanmaya başladı. Gökyüzünde yedi altın kartal hâlâ dönüyordu; bir hayvan gibi değil, bir tanık gibi.

Serkan onu fark etti.

—Ağzını açma.

Ama Emre artık susamadı.

—Babam… Zehra halamın imzasını kopyalamamı istedi.

Köylüler arasında uğultu yayıldı.

Serkan onu omzundan itti.

—Sus dedim!

Emre geri çekildi, utanç ve öfkeyle ağlıyordu.

—Kesim başlamadan önce çamları işaretledik. O yüzden dalda şerit vardı. Dikenli teli de biz dere yatağına attık.

İsmail’in omzu içten içe yeniden sızladı.

—Kartalı siz mi yakaladınız?

—Bilerek olmadı… eski çiti kestik, hayvanlar dağılsın diye. Sonra kartal takıldı. Toño “bırakalım” dedi. Ben… bir şey yapmadım.

Beyaz kanatlı dişi kartal daha alçaldı. Saldırmadı. Sadece üstlerinden geçti; devasa, sessiz ve ağır bir gölge gibi. Emre yere çöktü.

Serkan kamyona binmeye çalıştı.

—Bu iş mecliste çözülür!

Dursun Hoca bastonuyla yolunu kesti.

—Hayır. Bu iş Jandarma’ya ve devletin ilgili kurumuna gider.

İşçiler motorlu testerelerden uzaklaştı. Biri kaskını yere bıraktı. Diğeri eldivenlerini çıkardı.

—Bize “yasal” demişlerdi —dedi en genç olan.

Petra Nine sert konuştu.

—Artık değil. Bir tek çam keserseniz, bütün köy bunun su hırsızlığı olduğunu bilir.

İlk kez köy halkı birlikte hareket etti. Kusursuz cesaretle değil; saklanacak yer kalmadığında ortaya çıkan o utançla.

Serkan etrafına baktı. Eskiden başını eğen insanlar artık ona bakıyordu. Oğlu kapının yanında ağlıyordu. İşçiler makinelere dokunmak istemiyordu. Ve gökyüzünde yedi kartal hâlâ Sazlıdere Ormanı’nın üzerinde dönüyordu.

—Delirmişsiniz —diye tükürdü Serkan—. Bir hayvan için hepiniz aklınızı yitirmişsiniz.

İsmail yerden yırtılmış etiketi aldı.

—İmza sahtekârlığını bir hayvan yapmadı.

Serkan vurmak ister gibi elini kaldırdı. Ama yetişemedi.

Beyaz kanatlı dişi kartal yeniden alçaldı; öyle yakından geçti ki Serkan’ın şapkası uçup yere düştü. Adam dondu kaldı.

Ne kan vardı. Ne saldırı. Sadece net bir uyarı.

Serkan şapkasını almadan kamyona bindi.

—Gidelim.

Kimse hemen onu takip etmedi.

—Gidelim dedim!

İşçiler yavaşça bindi ama makineleri yol kenarına bıraktı. Emre binmedi. İsmail’in karşısında durdu.

—Amca… özür dilerim.

İsmail uzun süre baktı. Önünde korkak bir çocuk vardı; ama aynı zamanda Zehra’nın bir zamanlar kucağında taşıdığı, bayramlarda gülen o çocuk da oradaydı.

—Özür sözle olmaz —dedi İsmail—. Emekle olur.

Emre başını eğdi.

Günler sonra izin iptal edildi. Zehra’nın sahte imzası soruşturmaya dönüştü. Serkan görevini kaybetti ve yargı süreci başladı. Ama onu en çok yıkan şey bu olmadı; en ağır olanı, köy meydanında kimsenin artık onunla konuşmamasıydı.

Emre, Emre birkaç gençle birlikte dere yatağına döndü. Tel, şişe, çöp ve eski çit parçalarını topladılar. Sazlıdere Ormanı’nın etrafına uyarı tabelaları yerleştirdiler. Dursun Hoca nöbet listeleri hazırladı. Petra Nine sabah erken saatlerde çamları korumaya çıkanlara çay ve ekmek götürdü.

İsmail çok konuşmadı. O zaten söz adamı değildi. Sadece her akşam kapıya gidip kayalığa baktı.

Beyaz kanatlı dişi kartal üçüncü gün geri geldi.

Depo çatısına kondu; büyük, sessiz ve güneşin altında beyaz tüyü parlayan bir varlık gibi. İsmail buzağıyı kontrol ederken gölgeyi hissetti.

Başını kaldırdı.

—Günaydın kızım…

Kartal göz kırptı. Sonra ağır bir daire çizerek ahırın üzerinde süzüldü. İnekler ürkmedi. Buzağı süt aramaya devam etti. Rüzgâr çam, toprak ve adı konamayan bir hafiflik taşıyordu.

O günden sonra her şafak, beyaz kanatlı dişi kartal çiftliğe geldi. Bazen tek başına, bazen diğer altısıyla birlikte. Ormanın üzerinde dönerek hiçbir şeyin unutulmadığını hatırlatır gibi…

Su kaynağı akmaya devam etti. Çamlar ayakta kaldı. Ve İsmail Yıldırım’ın çiftliği artık görmezden gelinen bir dulun yeri olmaktan çıktı.

Yağmurların geldiği bir gün Emre, dere yatağından çıkardığı eski tellerle geri döndü.

—Son parçayı da temizledik —dedi.

İsmail başını salladı.

—Hayvanlara su ver.

Emre sessizce itaat etti. Yukarıda beyaz kanatlı dişi kartal ikisinin üzerinde daire çizdi; bazı borçların bir anda değil, gün gün ödendiğini kabul eder gibi.

Gün batarken İsmail kapıda oturdu. Zehra’nın yırtık şalını omzuna aldı. Yırtıklar hâlâ o ilk günkü yerindeydi. Hiç dikilmemişti.

Çünkü bazı yaralar saklanmazdı.

Gökyüzü kızardığında Sazlıdere Ormanı’nın üstünde yedi gölge belirdi.

İsmail şapkasını çıkardı.

Beyaz kanatlı dişi kartal hafifçe alçaldı, başını ona çevirdi ve sonra yoluna devam etti.

Daha fazlasına gerek yoktu.

Orman zaten konuşmuştu.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Reklamlar