"Evet. Sosyal hizmetlerden aldığımız bilgiye göre, annesi onu bir hastanenin kapısına bırakmış. Hastane kayıtlarında annenin ağır yaralı olarak getirildiği, bir trafik kazası geçirdiği yazıyordu. Maalesef genç kadın kurtarılamamış. Üzerinden hiçbir kimlik çıkmamış. Sadece... Sadece bebeğin kundak battaniyesinin içine gizlenmiş, küçük bir not ve bu kolye varmış."
Selim Bey elini cebine attı, cüzdanından özenle katlanmış, sararmış bir kağıt parçası çıkardı. Elleri titreyerek bana uzattı. Kağıdı aldım. Üzerindeki o tanıdık, zarif el yazısını gördüğüm an dizlerimin bağı çözüldü. Olduğum yere, soğuk koridor zeminine çöküverdim.
"Kızımın adı Rüya olsun. Onu koruyamadım, bari bu kolye onu hep korusun. Annem... Canım annem, beni affet. Seni çok seviyorum."
Hıçkırıklarım artık tüm koridorda yankılanıyordu. yıllardır karanlık bir kuyunun dibinde bekleyen yüreğim, bugün o kuyudan hem en büyük acısıyla hem de en büyük mucizesiyle çıkarılmıştı. Aslı’m, canım kızım, geri dönmemek üzere gitmişti ama ölmeden önce bana hayatımın en değerli mirasını bırakmıştı.
Başımı kaldırdım ve meraklı gözlerle bana bakan o küçük kıza, Rüya’ya baktım. Aslı’nın gözleri, Aslı’nın burnu, Aslı’nın gamzeleri karşımda duruyordu. Torunum Ege'nin okuduğu okula, kardeşinin kızının ne tesadüftür ki aynı şehre ve aynı sıralara gönderildiğini, kaderin ağlarını ne kadar ince ve mucizevi bir şekilde ördüğünü düşündüm.
Selim Bey yere çöküp omuzlarımdan tuttu. Ben ise kollarımı açarak, yılların hasreti, acısı ve şimdi bulduğum bu yeni umutla küçük Rüya'ya sarıldım. Gözyaşlarım onun kırmızı elbisesine damlarken, boynundaki yakut kolye göğsüme, tam kalbimin üzerine değiyordu. Aslı geri dönmemişti ama bana kendi rüyasını bırakmıştı. Hayat bazen en büyük kayıpların içinden, en güzel başlangıçları filizlendirirdi. Artık biliyordum; kaybettiğim kızımın parçası, kollarımın arasında yeniden nefes alıyordu bu hikaye kurgulanarak hazırlanmıstır.