“Hayır, geleceğim.”
O gece hazırlanırken aynaya uzun süre baktım. Hâlâ doğumun izlerini taşıyordum ama gözlerimde eskiden de olan o güçlü bakış vardı. Annem bana çok zarif ama sade bir elbise getirmişti. Saçlarımı yaptım, hafif bir makyaj yaptım ve salona girdiğimde birçok kişi bana dönüp baktı.
Emre’nin yüzündeki şaşkınlığı asla unutamam.
Gece ilerledikçe herkes sohbet ediyor, yemekler servis ediliyordu. Tam o sırada Emre konuşma yapmak için sahneye çıktı. Şirketin başarılarından bahsediyordu. İnsanlar alkışlıyordu. Konuşmanın ortasında ben ayağa kalktım.
Herkes bana baktı.
Sakin bir sesle konuşmaya başladım. Emre’nin son aylarda bana söylediği sözleri tek tek anlatmadım. Onun yerine başka bir şey söyledim.
“Bu adam,” dedim Emre’yi işaret ederek, “son aylarda bana çok önemli bir şey öğretti. İnsan bazen gerçek karakterleri zor zamanlarda görür.”
Salon sessizleşti.
“Üç çocuğu dünyaya getirdikten sonra aynaya baktığımda kusurlarımı gördüm. Ama sonra çocuklarıma baktım ve şunu anladım… Bir insanın değeri görünüşüyle ölçülmez. Fedakârlığıyla, sevgisiyle ve karakteriyle ölçülür.”
Salondaki insanlar birbirine bakıyordu. Emre’nin yüzündeki ifade değişmişti.
Sonra son cümleyi söyledim:
“Bugün burada olmamın sebebi Emre’yi utandırmak değil. Sadece kendime bir söz verdiğimi göstermek. Kendime saygı duymayan birinin yanında kalmayacağım.”
Çantamdan boşanma dilekçesini çıkardım ve masaya bıraktım.
Salondaki sessizlik o kadar derindi ki bir çatalın düşme sesi bile yankılanacak gibiydi. Emre ilk kez ne söyleyeceğini bilemedi.
O gece oradan çıkarken içimde garip bir huzur vardı. Çünkü kaybettiğim bir şey yoktu. Aksine kendimi yeniden bulmuştum.
Ve aylar sonra geriye dönüp baktığımda şunu fark ettim:
Emre bana gerçekten paha biçilemez bir ders vermişti.
Ama o ders, benim değerimi değil… kendi değerini ortaya çıkarmıştı.