Üvey annem, ben altı yaşındayken babam öldükten sonra beni büyüttü. Yıllar sonra, onun ölümünden önceki gece yazdığı bir mektubu buldum.

Eski fotoğraf albümünü tozlu bir kutunun içinde buldum. Çocukken her elime aldığımda Meral’in yüzü gerilirdi. Sonra albüm ortadan kaybolmuştu. “Tavan arasında daha güvende,” demişti.

Sayfaları çevirirken babamın beni hastane çıkışında kucağında tuttuğu bir fotoğrafa geldim. Soluk bir battaniyeye sarılıydım. Fotoğrafı kılıfından çıkarmak istedim.

Tam o anda arkasından katlanmış ince bir kâğıt düştü.

Üzerinde adım yazıyordu.

Mektubu açtım.

“Canım kızım,” diye başlıyordu.

El yazısını tanıdım. Babamın yazısıydı.

“Eğer bunu okuyorsan, demek ki sana gerçeği anlatacak cesareti bulamadım. Seni korumak için sustum. Ama bir gün bilmeye hakkın olduğunu düşündüm.”

Kalbim hızlandı.

“Annen seni doğururken ölmedi.”

O an zaman durdu.

Satırları tekrar okudum. Nefes alamıyordum.

“Annen hayatta. Ama seni tehlikeden uzak tutmak için ondan ayrılmak zorunda kaldım. Bunu sana bir gün anlatacaktım. Fakat son zamanlarda takip edildiğimi hissediyorum. Eğer bana bir şey olursa, gerçeği Meral biliyor.”

Gözlerim bulanıklaştı.

Takip edilmek mi?

Mektup devam ediyordu:

“Annen yanlış insanlara karşı tanıklık yaptı. Büyük bir para aklama ve kaçakçılık davasında ifade verdi. O insanlar bunu unutmadı. Seni korumak için seni benden ve ondan uzak tutmak istediler. Kazalar bazen kaza değildir.”

Elimden mektup düşecek gibi oldu.

Babamın ölümü…
Reklamlar