Yanına gidip beresini yavaşça çıkardım. Saçları kazınmıştı ve kafa derisinde yaralar vardı. O esnada lüks ipek kıyafetleriyle annem Fatma dışarı çıktı. Arkasından da son model telefonuyla Büşra belirdi. Annem hiçbir pişmanlık duymadan, “Kendi saçını ucuz kimyasallarla mahvetti Alperen, sonra da zayıflama hastalığına tutuldu,” diye yalan söyledi. Büşra ise Elif’in paraları çarçur ettiğini iddia etti.
Elif tek kelime etmedi. Ancak beresini düzeltirken sıvanan kolunda, hastane bandajını ve damar yolu izini fark ettim. İçimdeki öfke patlama noktasına geldi ama askerlik bana sabrı öğretmişti. Sahte bir tebessümle, “Size harika bir haberim var, ordu tazminatımı onayladı, yakında 10 milyon lira daha yatacak,” dedim.
Tavırları anında değişti. Annem ve kardeşim açgözlülükle yeni harcamaların hayalini kurmaya başladılar.
Gece herkes uyuduğunda Elif’i çamaşırhanenin yanındaki karanlık, rutubetli bir depoda, ince bir şiltenin üzerinde buldum. Elif yavaşça gömleğinin düğmelerini açtı. Göğsünde taze bir ameliyat izi vardı.
“3. evre kanserim Alperen,” diye fısıldadı gözyaşlarıyla. “Doktora gitmek için annenden sadece 300 lira istedim ama bana para vermediler, beni buraya kilitlediler.”
Elif, teşhis için gerekli otobüs biletini ve biyopsi parasını bulabilmek adına kendi güzel saçlarını mutfak makasıyla kesip bir perukçuya 150 liraya satmıştı…Güneş doğana kadar o soğuk depoda, Elif’in yanında nöbet tuttum. Üst katta benim kanımla, terimle alınmış lüks yataklarda uyuyan insanların maskesini düşürme zamanı gelmişti. Bana körü körüne öfke değil, sarsılmaz yasal deliller gerekiyordu.
Ertesi sabah annem Fatma, yüzünde zafer kazanmış bir tebessümle mutfağa girdi. Elinde hukuki evraklar vardı. “Alperen oğlum,” dedi yapmacık bir şefkatle, “Gelecek olan 10 milyon liralık tazminatın idaresi için bana vekalet vermen en doğrusu olur.”
Kız kardeşim Büşra da pişkinlikle onayladı. Tam o sırada soğukkanlılıkla cebimden çıkardığım kalın dosyayı tezgahın üzerine fırlattım. İçinden banka dökümleri, sahte imza belgeleri ve Elif’in tıbbi raporları saçıldı.
“Dört yıl boyunca gönderdiğim 3 milyon lira nerede anne?” diye sordum. Sesim buz gibiydi. “Hepsini kendi hesaplarınıza aktarmışsınız. Eşim 3. evre kanser hastasıyken ondan 300 lirayı esirgediniz, telefonunu elinden alıp onu bir depoya kilitlediniz! O kadın yaşamak için saçlarını satmak zorunda kaldı!”
Annemin yüzündeki bütün renk çekildi. Büşra paniğe kapılarak geri çekilmeye çalıştı. Annem kekeleyerek, “O senin aklını çelmeye çalışıyordu, biz senin öz aileniz!” diye bağırdı.
“Siz benim ailem değilsiniz,” dedim sakince. “Son iki saattir Askeri Hukuk Bürosu, Emniyet Müdürlüğü ve Cumhuriyet Savcısı ile görüşüyorum. Nitelikli dolandırıcılık, kasten ihmal ve engelleme suçlarından hakkınızda işlem başlatıldı.”
Tam o anda evin önünde polis sirenleri yankılandı. İçeri giren polis ekipleri, annem Fatma ve kız kardeşim Büşra’nın bileklerine kelepçeyi taktı. Feryatları ve çığlıkları mahalleyi inletirken, ikisi de polis aracına bindirildi.
Onlar götürüldükten sonra hızla depoya indim. Elif’i incitmekten korkarak kucağıma aldım. Onu o karanlık zindandan çıkarıp gün ışığına taşıdım ve arabama bindirdim.
Elif gözyaşları içinde, “Nereye gidiyoruz Alperen?” diye fısıldadı.
Eğilip kazınmış başından öptüm. “Ülkenin en iyi kanser araştırma hastanesine gidiyoruz bir tanem. Bütün birikimimi senin tedavine aktardım. Bundan sonra sana kimsenin zarar veremeyeceği yeni bir hayata başlıyoruz.”
Elif başını göğsüme yasladı; dört yıllık korku, yalnızlık ve acı yerini huzura bıraktı. Yalanlar üzerine kurulu o evi arkamızda bırakıp, canımdan çok sevdiğim kadını iyileştirmek üzere yeni günün ışığına doğru sürdüm.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.