Yaklaşık on yıl önce, merhum kız arkadaşım Lara’nın küçük kızı Gizem’i evlat edindim.

“Hayır. Ama mesaj attı. Geçen ay. Beni bulmuş.”

O gece neredeyse hiç uyumadım.

Ertesi gün dükkanda çalışırken kapı çaldı.

Başımı kaldırdığımda kapıda uzun boylu, iyi giyimli bir adam duruyordu.

Yüzüne baktığım anda içime tuhaf bir his oturdu.

Onu tanıyordum.

Mahallede büyüyen biriydi.

Yıllar önce aniden ortadan kaybolmuştu.

Adam birkaç adım yaklaştı.

“Merhaba,” dedi. “Ben Gizem’in babasıyım.”

Bir süre konuşamadım.

Sonunda sadece şunu söyledim:

“On beş yıl sonra mı hatırladın?”

Adam başını eğdi.

“Geç kaldım. Ama telafi etmek istiyorum.”

O anda fark ettiğim şey şuydu.

Bir çocuk için para, fırsat, gelecek… bunların hepsi önemliydi.

Ama baba olmak başka bir şeydi.

Bir çocuğun düşüşlerinde yanında olmak.

Bisiklet sürerken arkasından koşmak.

Saçlarını berbat şekilde örmek.

Ve sofrada karşılıklı oturup birlikte gülmek.

Akşam eve döndüğümde Gizem beni kapıda karşıladı.

“Baba… kızgın mısın?”

Başını iki elimle tuttum.

“Hayır,” dedim. “Ama şunu bilmeni isterim.”

“Ne olursa olsun… sen benim kızımsın.”

Gizem gözlerimin içine baktı.

Sonra sarıldı.

Ve o an anladım.

Biyolojik bağlar bir insanı baba yapmaz.

Bir çocuğun hayatında orada olmak yapar.
Reklamlar