“Hayır… Bu mümkün değil. O gayet iyi görünüyor.”
“Evet, çoğu zaman öyle. Ama bazı günler beni tanımıyor. Annemi yaşıyor sanıyor. Bazen de sizi lise yıllarındaki halinizle karıştırıyor. Sizi bulduğunda çok mutlu oldu. Geçmişe tutundu. Ama size gerçeği anlatmadı.”
Bir sandalye arkasına tutundum. Nefesim daralmıştı.
“Elif, emin misiniz?”
“Evet. Size zarar vermek istemedim. Ama bilmeden bir sorumluluğun içine girmenizi de istemedim. O sandığınız kadar güçlü değil.”
Salona döndüğümde Murat beni arıyordu. Göz göze geldik. O an yüzündeki ifade değişti. Bir anlık boşluk… Sonra toparlandı.
“Neredeydin?” dedi gülümseyerek.
Yanına yaklaştım. “Murat, biraz konuşabilir miyiz?”
Onu sakin bir odaya götürdüm. Elif’in söylediklerini anlattım. İlk başta inkâr etti. Sonra omuzları düştü.
“Seni kaybetmekten korktum,” dedi sessizce. “Yıllar sonra seni buldum. Yine yalnız kalmak istemedim.”
Gözlerim doldu. “Bunu bana söylemeliydin.”
“Biliyorum. Ama seninle geçirdiğim zamanlarda kendimi gerçekten iyi hissediyorum. Sanki hastalık yokmuş gibi.”
O an anladım. O, beni kandırmak için değil, hayata tutunmak için susmuştu.
Salona geri döndük. Müzik hâlâ çalıyordu. Misafirler gülüyordu. Elif kenarda bizi izliyordu.
Mikrofonu elime aldım.
“Sevgili dostlar,” dedim. “Hayat bize her zaman kolay yollar sunmuyor. Ama bugün burada, bir seçim yaptım. Murat’la evleniyorum. Çünkü evlilik sadece sağlıklı ve sorunsuz günler için değildir. Zor zamanlarda da yan yana durabilmektir.”
Salonda sessizlik oldu. Murat’ın gözleri doldu. Elif’in yüzündeki gerginlik yumuşadı.
O gün Murat’la evlendim.
Evet, önümüzde zor günler var. Belki bir gün beni tanımayacak. Belki adımı unutacak. Ama ben biliyorum ki kalbinin bir yerinde, o lise yıllarındaki kız hâlâ var.
Hayat bana ikinci bir bahar verdi. Bu bahar kısa sürebilir. Ama süresi değil, içindeki sevgi önemli.
Ve bazen, bir insan sandığınız kişi olmayabilir.
Ama yine de tam da ihtiyacınız olan kişi olabilir.