Zengin adam, dadıyı tuzağa düşürmek için 200.000 TL bıraktı

BÖLÜM 1

Erhan Demir, İstanbul’un Nişantaşı semtinde yer alan devasa villasının içinde yaşıyordu. Siyah demir kapılar, her köşeye yerleştirilmiş kameralar ve sanki hastane koridoru kadar soğuk bir sessizlik…

58 yaşındaydı. Banka hesaplarında milyonlar vardı ve buna rağmen ruhunu kemiren derin bir güvensizlik taşıyordu.

Ona göre herkes çıkar için yaklaşırdı.

Çalışanlar, ortaklar, akrabalar, sözde dostlar…

Hepsinin bir bedeli vardı.

Bu yüzden o sabah, salonun ortasındaki büyük masanın üzerine 200.000 TL bıraktı.

Bu bir unutkanlık değildi.

Bir tuzaktı.

Banknotlar; pahalı dergiler, faturalar, dolma kalemler ve açık klasörlerin arasında gelişigüzel serilmişti. Sanki para, hiçbir anlam taşımıyormuş gibi…

Erhan, çalışma odasındaki ekranlardan salonu izliyordu. Yüzünde soğuk ve alaycı bir gülümseme vardı.

—Görelim bakalım ne kadar sürede fark edecekler… —diye mırıldandı.

Yeni bakıcı ve ev yardımcısı Elif Yılmaz’dı.

31 yaşındaydı. İstanbul’un Esenyurt taraflarından gelmişti ve yüzünde hayatla çok erken yaşta tanışmış insanların yorgunluğu vardı.

Kocası iki yıl önce bir inşaat kazasında ölmüş, geride borçlar, birikmiş kiralar ve tek dayanağı olan 7 yaşındaki kızı kalmıştı.

Kızın adı Defne’ydi.

İnce yapılı, sıkı örülmüş saçları, defalarca yıkanmış okul forması ve mavi iplerle yamalanmış pembe çantası vardı.

Ama en dikkat çeken şey gözleriydi.

Her şeyi izleyen, her şeyi hesaplayan bir bakış…

Elif kapıyı çaldığında elleri titriyordu.

Bu işe, sanki nefes almaya muhtaç gibi gelmişti.

Kapı açıldığında Erhan onu doğru düzgün selamlamadı bile.

—Telefonla söyledim, çocuk istemiyorum —dedi sert bir sesle— Gürültü yapar, eşyalara zarar verir, her şeye dokunur.

Elif gözlerini indirdi ama dik duruşunu bozmadı.

—Kusura bakmayın efendim… bırakacak kimsem yok. Okuldan sonra onunla kalmak zorundayım. Sessizdir, usludur. Ben iki kat çalışırım.

Erhan Defne’ye sanki bir yükmüş gibi baktı.

—İlk şikâyette ikiniz de gidersiniz. Anlaşıldı mı?

—Anlaşıldı efendim.

Erhan salonu işaret etti.

—Oradan başlayın. Her yer dağınık. Temizleyin, düzenleyin. Ve size ait olmayan hiçbir şeye dokunmayın.

Elif ve Defne içeri girdi.

Salon adeta bir dergi kapağı gibiydi: parlak mermerler, dev camlar, pahalı mobilyalar…

Ve tam ortada, para dolu masa.

Elif bir an nefesini tuttu.

Hayatında bu kadar parayı hiç bir arada görmemişti.

Ama hemen gözlerini kaçırdı.

—Defne, buraya otur. Ödevini çıkar. Hiçbir şeye dokunma tamam mı kızım?

—Tamam anne.

Elif temizlik malzemelerini almak için mutfağa gitti.

Defne salonda tek başına kaldı.

Masanın üzerindeki paraya baktı.

Ama onun gözünde bu bir zenginlik değil, bir düzensizlikti.

Dağılmış banknotlar, üst üste konmuş kâğıtlar… matematiği seven bir çocuk için rahatsız edici bir karmaşa.

Çalışma odasında Erhan ekranlara eğildi.

—Hadi bakalım kızım… görelim ne yapacaksın.

Defne yavaşça ayağa kalktı.

Masaya doğru yürüdü.

Elini banknot yığınlarından birine uzattı.

Erhan hemen müdahale etmek için hazırlandı, interkomun düğmesine basmaya yaklaşmıştı bile.

Ama o anda çocuk, onu tamamen susturan bir şey yaptı…

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

Reklamlar