Okulun demir kapısından içeri daldığımda nefes nefeseydim. Doğrudan müdürün odasına koştum. Kapıyı bile vurmadan içeri daldığımda, Müdür Bey masasında değildi. Sekreteri telaşla ayağa kalkıp, "Kerem Bey, herkes spor salonunda. Sizi orada bekliyorlar," dedi.
Spor salonu mu? Neden orada olsunlar ki? Midemdeki o korkunç düğüm daha da sıkılaştı. Adımlarımı hızlandırıp koridorun sonundaki devasa çift kapılı salona doğru koştum. Kapının soğuk metal kulpunu kavradığımda, içeriden bir bağrışma veya ağlama sesi duymayı bekliyordum. Ama içerisi o kadar sessizdi ki kendi kalp atışlarımı duyabiliyordum.
Kapıyı yavaşça araladım ve içeri adım attım.
Gördüğüm manzara karşısında olduğum yere çivilendim. Ayaklarım yere kilitlenmişti, nefes almayı unuttum.
Bütün lise, yüzlerce öğrenci spor salonunun tribünlerinde değil, tam ortasında devasa bir çember oluşturacak şekilde toplanmıştı. O çemberin tam ortasında ise küçük kız kardeşim Selma duruyordu. Üzerinde dün gece mutfak masasında ellerimizle diktiğimiz o yamalı ceket vardı. Başı dimdikti. Ama asıl kanımı donduran ve gözlerimi yaşartan şey o değildi.
Selma'nın etrafında duran yüzlerce çocuğun, hatta kenarda duran öğretmenlerin bile üzerindeki kıyafetlerde yamalar vardı!
Kimi pahalı marka ceketinin tam omuz hizasına renkli bir bez parçası dikmiş, kimi tertemiz hırkasının dirseklerine çengelli iğnelerle farklı kumaşlar tutturmuş, kimi de tişörtünü bilerek yırtıp altından başka bir renk kumaş sarkıtmıştı. Spor salonunun ortasında adeta koca bir "yama ordusu" duruyordu.
Müdür Bey kalabalığın arasından sıyrılıp yanıma yaklaştı. Gözleri dolmuştu. Elini omzuma koyarak sessizce fısıldadı:
"Kardeşiniz bu sabah okula o yamalı ceketle geldiğinde, dün onunla alay eden o üç zorba çocuk yine karşısına dikilmiş. Onunla dalga geçmeye, 'çöpten mi giyiniyorsun' diyerek ceketini tekrar çekiştirmeye yeltenmişler. Ama Selma bu kez başını öne eğmemiş. Geri adım atmamış. Gözlerinin içine bakarak, 'Bu ceket abimin emeği ve sevgisiyle dikildi. Sizin alaylarınız onu çirkinleştirmez, sadece sizin kalbinizin ne kadar çirkin olduğunu gösterir,' demiş."
Müdür yutkundu, salondaki öğrencilere büyük bir gururla bakarak devam etti:
"Selma'nın bu cesur duruşunu gören okul takımının kaptanı, üzerindeki o çok değer verdiği deri ceketini çıkarmış, cebinden çıkardığı bir çakıyla kolunu bilerek kesip oraya okul atkısından bir parça bağlamış ve Selma'nın yanına geçmiş. Sonra diğerleri... Sadece on dakika içinde bütün okul, zorbalığa karşı durmak ve Selma'nın yanında olduklarını göstermek için kıyafetlerine yamalar eklemeye başladı. Kimse o üç zorbanın kibrine boyun eğmedi. Onlar ise şu an disiplin kurulunda, utançlarından başlarını bile kaldıramıyorlar."
Gözyaşlarım artık yanaklarımdan süzülüyordu. Kardeşim, benim dünyadan korumaya çalıştığım o küçük, kırılgan kız çocuğu değildi artık. O, kendi onuruna sahip çıkan ve tek bir cümlesiyle yüzlerce kalbi etrafında birleştiren kocaman, güçlü bir yürekti.
Selma beni kapıda gördüğünde, kalabalığı yararak bana doğru koştu. Yüzünde dünkü o acı dolu ifadeden eser yoktu; aksine, gözlerinin içi parlıyordu. Boynuma o kadar sıkı sarıldı ki, tıpkı o ceketi ona ilk verdiğim günkü gibi yine nefesim kesildi.
"Sana söylemiştim abi," diye fısıldadı kulağıma, sevinç gözyaşları omzumu ıslatırken. "Dünyadaki en sevdiğim kişinin hediyesi bu. Kimsenin onu mahvetmesine izin vermem."
Etrafımızdaki yüzlerce öğrenci o an hep bir ağızdan ıslıklar çalarak alkışlamaya başladı. Yırtık bir ceket, bir çocuğun hayatındaki en büyük utanç kaynağı olabilecekken; sevgiyle, dürüstlükle ve cesaretle yamalandığında bütün bir okulun zorbalığa karşı umut sembolü haline gelmişti.
O gün okuldan Selma'nın elini sımsıkı tutarak çıktım. Artık ne parasızlık ne de hayatın üzerimize fırlattığı o ağır yükler umurumdaydı. Çünkü biliyordum ki; hayatta ne kadar yırtılırsak yırtılalım, birbirimize sevgiyle tutunduğumuz sürece bizi onaracak bir yama mutlaka bulunurdu. Hayatta sahip olduğumuz en pahalı ve en güzel giysi, kirlenmemiş dürüstlüğümüz ve birbirimize olan sevgimizdi. Ve biz, o giysiyi hayatımızın sonuna kadar gururla üzerimizde taşıyacaktık.