Doğumhaneye tek başına girdi, terk edilmişti… ama doktor yeni doğanın üzerindeki işareti görünce hıçkırıklara boğuldu
Salı sabahının dondurucu bir şafağında, İstanbul Şehir Hastanesi’ne geldi. Omzunda yıpranmış bir sırt çantası, karnını tam kapatmayan eski bir kazak ve paramparça bir ruh taşıyordu. Yanında kimse yoktu. Ne bir koca, ne bir anne, ne de elini tutacak tek bir arkadaş… Kadın doğum acil servisinin uzun ve soğuk koridorlarında tek başına ilerliyordu. 24 yaşındaydı, nefes almakta zorlanıyordu ve sırtında 9 aylık derin bir sessizliğin ve yalnızlığın ezici yükünü taşıyordu.
Adı Valeria Montes değil artık — Elif Yılmaz olmuştu. İstanbul’un sert sokakları ona çok erken yaşta şunu öğretmişti: bazı kadınlar hastaneye sadece bir çocuk doğurmaya gitmez… aynı zamanda kendilerinin tamamen yeni, zırhlı bir versiyonunu doğurmaya giderler.
Kalabalık kayıt masasının önünde, gece nöbetinden bitkin düşmüş bir hemşire başını kaldırdı:
— Bebeğin babası geliyor mu, hanımefendi?
Elif otomatik bir gülümseme zorladı.
— Evet… biraz gecikti ama gelir.
Bu, baştan sona bir yalandı.
Diego Vargas artık Murat Yılmaz olmuştu. Tam 7 ay önce gitmişti. Elif ona hamile olduğunu söylediği gece… Murat ne bağırdı ne de kavga çıkardı. Sadece birkaç parça eşya topladı, “düşünmeye ihtiyacım var” dedi ve kapıyı sessizce kapattı. O sessizlik, bir tokattan daha çok acıtmıştı.
Elif haftalarca ağladı. Sonra gözyaşları kurudu. Çünkü hayatta kalması gerekiyordu. Gururunu bir kenara bıraktı, bir lokantada bulaşık yıkayarak çift vardiya çalıştı ve kazandığı her kuruşu biriktirdi.
Doğum 14 saat sürdü. Bitmek bilmeyen bir acıydı. Sabah 05:12’de güçlü bir bebek ağlaması odayı doldurdu.
— Sağlıklı mı? — diye fısıldadı Elif.
— Güçlü ve sağlıklı bir erkek bebek — dedi hemşire.
Tam bebeği vereceklerdi ki başhekim içeri girdi: Doktor Mehmet Yılmaz, 58 yaşında, disiplinli ve saygı duyulan bir adam.
Bebeğe baktı… ve donakaldı.
Yüzü bir anda bembeyaz oldu. Kalemi elinden düştü. Gözleri doldu. Bebeğin sol kulağının altındaki hilal şeklindeki doğum lekesine bakıyordu.
— Doktor bey? — dedi hemşire.
Cevap vermedi. Elif’e döndü:
— Bu çocuğun babası kim?
— Yok… bizi terk etti.
— Adını söyle!
— Murat… Murat Yılmaz.
Doktor iki adım geri çekildi. Gözyaşları sel gibi akıyordu.