Hasta babasına acilen ilaç götürmemi istedi

Kocam, ev almadan önce

Kocam, ev almadan önce hasta babasına acilen ilaç götürmemi istedi…
Ama yolun yarısında avukatım arayıp çığlık attı:
“GERİ DÖN! HEMEN EVE DÖN! ONLAR ZATEN ORADA!”

Altı yıl boyunca, kocam Ahmet ve ben ilk evimizi alabilmek için kelimenin tam anlamıyla her kuruşumuzu biriktirdik.

Tatile çıkmadık. Yeni eşyalar almadık. Hayallerimizi erteledik.

Ve sonunda bulduk…
Beyaz korkulukları olan, bahçesinde kocaman bir akçaağaç ağacı bulunan, iki katlı küçük bir rüya evi.

O akşam emlakçı, peşinatı tamamlamak için evimize gelecekti.

Ama Ahmet garipti. Dalgındı. Gergindi.
Ben bunu, hayatımızın en önemli anlarından biri öncesindeki strese yordum.

Sonra…
Görüşmeye sadece bir saat kala, yüzü bembeyaz bir halde yanıma geldi.

“Babam evde yalnız,” dedi.
“Doktorun yazdığı yeni ilacı acilen alması gerekiyor. İlaç eve sipariş edildi, paket az önce geldi. Lütfen ona sen götür.”

Babası Hasan Bey kalp yetmezliği hastasıydı.
Biz de sık sık ona bakmaya yardım ederdik.

“Şimdi mi?” dedim.
“Emlakçı her an kapıda olabilir.”

“Evet,” dedi kararlı bir sesle.
“Bekleyemez. İlaca hemen başlaması lazım.”

İçimde bir huzursuzluk vardı ama sustum.
Hasan Bey’i kendi babam gibi severdim.

Paketi aldım, arabaya bindim ve şehrin öbür ucuna doğru yola çıktım.
Aklımda tek bir şey vardı:
Emlakçı gelmeden önce geri dönmek.

Yolun yarısına gelmiştim ki telefonum çaldı.

Arayan avukatım Reyhan’dı.

Sesi titriyordu. Nefes nefeseydi.
Ve neredeyse bağırarak şunu söyledi:

“DERHAL GERİ DÖN!
HEMEN EVE GİDİN!
ÇÜNKÜ… ONLAR ZATEN EVDE!”

Direksiyon elimden kayacak gibi oldu.
Kalbim duracak sandım.

“Kim?” diyebildim sadece.
“Kim evde?!”

Ama o sırada…
Telefon kesildi.

Ve işte tam o an,
Ahmet’in neden bu kadar acele ettiğini
ve beni neden evden özellikle uzaklaştırdığını
anlamaya başladığım an dünyam başıma yıkıldı…

Gaz pedalına istemsizce bastım. Şehrin ışıkları önümde bulanık bir çizgiye dönüştü. Avukatımın sesi hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu: “Onlar zaten evde!”

“Kim onlar?!” diye bağırdım boşluğa, sanki Reyhan tekrar arayıp cevap verecekmiş gibi. Telefonu geri aradım. Meşguldü. Bir daha… Yine meşguldü. Parmaklarım direksiyonu sıkmaktan beyazladı. İçimdeki huzursuzluk, artık bir his değil, boğazıma yapışan katı bir korkuydu.

Evin olduğu sokağa girdiğimde akşam karanlığı çökmeye başlamıştı. Bizim apartmanın önünde, tanımadığım siyah bir araç duruyordu. Motoru çalışır halde… Farlar kapalı… Sanki bekliyormuş gibi. “Belki emlakçı gelmiştir,” dedim kendime. Ama emlakçının arabası değildi bu. Reyhan’ın “onlar” demesi, emlakçıdan daha fazlasını işaret ediyordu.

Arabayı rastgele park edip koşarak merdivenlere yöneldim. Çantam omzumdan kaydı, ilaç paketi elimdeydi. Kapıya yaklaştıkça içeriden boğuk sesler duydum: Ayak sesleri, çekmece sürtünmeleri, bir şeylerin taşındığını anlatan metalik tıkırtılar…

Anahtarı çevirdim.

Kapı kilitli değildi.

Bir an nefesim kesildi. Biz evden çıkarken Ahmet kilitlemişti. Ben de arkamdan bir daha kontrol etmiştim. Kilitliydi.

Kapıyı araladığım anda, salonun ortasında üç kişi gördüm. İki erkek, biri kadın… Kadının elinde bizim dosya klasörümüz vardı—evle ilgili evrakları koyduğumuz, üstüne “PEŞİNAT” diye not düştüğüm klasör. Erkeklerden biri, bizim çalışma masasının çekmecesini boşaltıyor, diğeri telefonuma ait şarj kablosunu bile toplayıp çantasına atıyordu devamı sonrki syfda..

Reklamlar