10 yaşındaki kızım Zeynep bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Eşim onu resim kursuna götürüyordu — kendisi zor kurtuldu, ama Zeynep… olay yerinde yaşamını yitirdi.

Bu yazı Zeynep’indir. Eminim. Harflerin yuvarlaklığı, “k” harfini yazış şekli… Bu onun el yazısıydı.

Geriye sendeledim. “Bu imkânsız,” diye fısıldadım.

O sırada arka taraftan hafif bir hışırtı geldi. Kalbim kulaklarımda atıyordu. Yavaşça sesin geldiği yöne baktım. Battaniyelerin olduğu köşede bir hareket vardı.

Bir adım attım.

Battaniyeyi kaldırdım.

Altında küçük bir tahta sandık vardı. Kilitsizdi. Ellerim titreyerek kapağını açtım.

İçinde Zeynep’in birkaç eşyası vardı. Saç tokası. Kırmızı bilekliği. Ve… küçük bir ses kayıt cihazı.

Nefesim kesildi.

Cihazı elime aldım. Üzerinde tek bir düğme vardı. Bastım.

Cızırtılı bir ses duyuldu. Sonra…

“Anne? Eğer bunu dinliyorsan… demek ki Karabaş seni buraya getirdi.”

Dizlerimin bağı çözüldü. Bu Zeynep’in sesiydi. Ama daha olgun, daha sakin.

“Okulda geçen ay bir tiyatro çalışması yaptık. Öğretmenimiz bize sürpriz bir proje verdi. Sevdiklerimize bir mesaj bırakmamızı istedi. Hayatın her an değişebileceğini söyledi. Ben de korktum. Ya sana bir gün söyleyemezsem diye düşündüm.”

Gözyaşlarım kontrolsüzce akıyordu.

“Anne… seni çok seviyorum. Eğer bir gün yanımda olmazsan, lütfen kendini suçlama. Sen hep en iyisini yaptın. Ben çok mutluydum. Resim yaparken, saz çalarken, sen bana bakarken… Hep mutluydum.”

Ses kaydı hafifçe titredi.

“Ve eğer bunu dinliyorsan… demek ki ben artık yanında değilim. Ama üzülme. Çünkü sevgi kaybolmaz. Ben senin kalbindeyim.”

Kayıt bitti.

Kulübenin ortasında dizlerimin üzerine çöktüm. İçimde haftalardır biriken çığlık sessizce dışarı çıktı. Ama bu kez sadece acı yoktu. Garip bir sıcaklık da vardı.

Zeynep bu kaydı okul projesi için hazırlamış. Öğretmeni çocuklardan bir “zaman kapsülü” yapmalarını istemiş. Muhtemelen Zeynep eşyalarını buraya saklamış, Karabaş da bir şekilde kokusunu alıp bulmuştu.

Kazağı nasıl buraya geldi bilmiyorum. Belki yedeklerinden biriydi. Belki o gün giymediği ama aynı olan bir kazaktı. Ama artık bunun cevabı o kadar da önemli değildi.

Önemli olan şuydu: Zeynep son mesajında beni suçsuz bırakmıştı.

O gün kulübeden çıktığımda gökyüzü griydi ama içimdeki karanlık biraz aralanmıştı. Karabaş yanımda yürüyordu. Eve döndüğümde Zeynep’in odasına girdim. Masasının üzerindeki yarım resmi elime aldım.

Alt köşesine küçük bir not yazdım:

“Ben de seni seviyorum.”

O günden sonra acı geçmedi. Ama şekil değiştirdi. Artık göğsümü ezen bir taş değil; kalbimde taşıdığım sessiz bir anı oldu.

Ve anladım ki bazı vedalar ansızın gelir. Ama sevgi… gerçekten kaybolmaz.
Reklamlar