“Canım kızım, bu satırları okuduğuna göre, artık sadece hislerinin değil, gerçeklerin de seni buraya getirdiğini anlıyorum. Murat’la evlendiğinde, onun o kusursuz, nazik ve yardımsever maskesine hepimiz inandık. Ama ben, onun gözlerinde sadece sana olan aşkı değil, büyük bir açgözlülüğün ve karanlığın yansımasını gördüm. Murat, seninle evlenmeden önce, babanın ölümünden sonra kalan aile mirası üzerine kurduğu planlarla yola çıkmıştı. Seni sevdiği yalandı; o, senin şefkatine ve ailenin itibarına duyduğu açlıkla beslenen bir parazitti.”
Mektup, o ana kadar zihnimde kurduğum tüm savunma mekanizmalarını birer birer yıktı. Annem devam ediyordu:
“Hatırlıyor musun, evlendiğinizin üçüncü yılında işleri aniden kötü gitmiş, sonra bir mucize gibi toparlamıştınız? O ‘mucize’, babandan kalan son tapuların Murat tarafından el altından satılmasıydı. Senin imzanı taklit etti, senin adına borçlar aldı ve bütün bunları senin iyiliğin için yaptığını söyleyerek seni minnet borcu altında bıraktı. O gün hastanede seninle son kez konuştuğumda, Murat bana gelmişti. ‘Kızınızın hayatı benim elimde, eğer onun gerçeği öğrenmesini engellemezseniz, çocuklarınızın geleceğini ve onun mutluluğunu yok ederim’ diye beni tehdit etmişti. O an, hem kendi ölümüme hem de senin kandırılmış hayatına duyduğum öfkeyle o üç kelimeyi seçtim. Seni korumak istedim ama kendi sessizliğimin mahkumu oldum.”