Annem ölmeden önce bana

Elim ayağım boşaldı. Yıllarca güvendiğim o güçlü adamın, aslında hayatımı kendi çıkarları için dizayn eden bir kukla oynatıcısı olduğunu idrak etmek, ruhumda telafisi imkansız bir yara açtı. Mektubun sonunda annem, Murat’ın bir vergi kaçırma ve kara para aklama ağı kurduğuna dair belgelerin saklı olduğu banka kasasının anahtarını ve yerini eklemişti.

Gözyaşlarım, annemin yıllar önce döktüğü o son gözyaşlarıyla birleşmiş gibiydi. Tam o sırada kapının gıcırtısını duydum. Murat eve dönmüştü. Ayak sesleri, her zamanki gibi emin ve yavaş adımlarla koridorda yankılanıyordu. Mektubu hızla göğsüme bastırdım. Kalbimin atış sesini odanın diğer ucundan duyabileceğini sandım.

Kapı aralandı. Murat, her zamanki o sahte gülümsemesiyle içeri girdi. “Hayatım, hala uyanık mısın? Ne yapıyorsun o sandık başında?” dedi. Sesi, yıllardır kulaklarımda yankılanan o huzurlu tınıyı artık taşımıyordu. Şimdi o seste sadece bir avcının soğukkanlılığını duyabiliyordum.

Ona baktım. Gözlerinin içine baktım. Annemin mektubunda bahsettiği “karanlığı” ilk kez orada gördüm. On iki yıllık evliliğimizin bir tiyatro sahnesi olduğunu anlamak, içimdeki kadını öldürmüştü. Ama yerini, gerçeği öğrenmiş, soğukkanlı ve intikam almaya hazır bir kadın almıştı.

“Anılarımı karıştırıyordum, Murat,” dedim, sesimi mümkün olduğunca sabit tutarak. “Annemin neden bana ‘ona güvenme’ dediğini anlamaya çalışıyordum.”
Reklamlar