Annem otuz kış boyunca aynı yıpranmış paltoyu giydi. Cenazesinden sonra ceplerini kontrol ettiğimde dizlerimin üzerine çöktüm.

Sonraki mektuplar yıllara bölünmüştü. Her biri bir kışı anlatıyordu.

“5 numara”: O yıl doğalgazı açtıracak paramız olmadığı için evde montla oturduğunu ama benim hasta olmamam için gece gizlice sobayı yaktığını yazmıştı.

“11 numara”: Üniversite sınavına hazırlanırken dershaneye gidebilmem için fazla mesai yaptığını, yeni palto almak yerine dirseklerine yama diktiğini anlatmıştı.

“17 numara”: İlk kez mimar olmak istediğimi söylediğim günü yazmıştı. “Gözlerin ışıldıyordu,” diyordu. “O gün anladım ki bu palto ne kadar eskirse eskisin, senin hayallerin yeni kalacak.”

Her mektup bir fedakârlığın itirafıydı. Ama en çok canımı yakan, 24 numaralı olan oldu.

“Oğlum artık büyüdü. Paltomdan utanıyor. Onu anlıyorum. Gençlik zor. Keşke ona daha fazlasını verebilseydim. Ama bilsin isterim: Ben bu paltoyu yoksulluğumuzun değil, vazgeçmediklerimin simgesi olarak giyiyorum.”

Boğazım düğümlendi.

29 numaralı mektupta hastalığından bahsediyordu.

“Doktora gitmem gerektiğini biliyorum. Ama birikim yapıyorum. Senin ileride kendi ofisini açman için kenara koyuyorum. Eğer bir gün bu mektupları okuyorsan, demek ki yetişemedim. O zaman son bir ricam var.”

Titreyen ellerle 30 numaralı zarfı açtım.

“Bu paltoyu satma, atma ya da saklama. İç ceplerine koyduğum küçük birikimleri al ve mahallenin ihtiyaç sahipleri için bir burs fonu başlat. Adını sen koy. Ama her yıl en az bir çocuğun eğitimine destek ol. Çünkü bizi bu palto değil, eğitim kurtardı.”

Zarfların en alt cebinde küçük küçük birikmiş banknotlar vardı. Yıllar boyunca saklanmış. Belki kendine yeni bir palto almak yerine koyduğu paralar.

O an anladım.

O palto utanç değildi. Zırhtı. Direncin, sabrın, anneliğin zırhı.

Aylar sonra, bir avukatın ofisinde otururken annemin isteğini yerine getirdim. Mahallemizdeki başarılı ama maddi imkânı kısıtlı öğrenciler için bir burs fonu kurduk. Adını “Kömür Grisi Umut” koydum.

İlk bursu verdiğimiz gün, küçük bir kız çocuğu teşekkür etmek için yanıma geldi. Üzerinde eski, dirsekleri hafif aşınmış bir mont vardı. Gözleri ışıl ışıldı.

O an annemin sözleri kulaklarımda yankılandı: “Önemli olan soğuktan koruması.”

Ben artık o paltoyu nefretle değil, minnetle hatırlıyorum.

Çünkü annem bana sadece bir hayat değil, başkalarının hayatına dokunma sorumluluğu bırakmıştı. Ve şimdi biliyorum ki bazı paltolar eskimez. İçinde taşınan sevgi, nesiller boyu sıcak tutar.
Reklamlar