ANNEMİN HER YILBAŞI YEMEK GÖTÜRDÜĞÜ EVSİZ ADAMI BU YIL KARŞIMDA GÖRDÜĞÜMDE GÖZLERİME İNANAMADIM

Anlam veremiyordum. "Neden? Neden böyle muazzam bir iyiliği, bir mucizeyi benden saklasın ki?"

Eren’in gözlerindeki yaşlar yanaklarından süzüldü. "Çünkü iyiliğin bir gösteriş olmadığını, karşılıksız olması gerektiğini öğrenmeni istiyordu. Bir insana sadece o anki haliyle, hiçbir beklentiye girmeden merhamet etmeni istiyordu. Eğer benim iyileştiğimi ve zengin bir adam olduğumu bilseydin, o köşedeki 'evsiz adam' senin için bir başarı hikayesine dönüşecekti. Oysa annen, senin o köşedeki 'çaresiz adama' sırf insan olduğu için şefkat duymanı istedi. Tıpkı bu gece, ben buralarda olmasam bile o yemeği pişirip buraya getirdiğin gibi."

Gözyaşlarım artık yanaklarımdan sel gibi akıyordu. Annemin kalbinin büyüklüğü karşısında bir kez daha ezilmiştim. O, sadece Eren'i kurtarmamış, aynı zamanda bana hayatımın en büyük dersini, en görünmez şekilde vermişti.

"Annen kanser olduğunu öğrendiğinde," diye devam etti Eren, sesi titreyerek. "Ona yalvardım. Tedavi masraflarını karşılamak, onu dünyanın en iyi doktorlarına götürmek istedim. Ama kabul etmedi. 'Benim vaktim doldu Eren, bunu değiştiremeyiz' dedi. Ama benden tek bir şey istedi."

Eren elini ceketinin iç cebine attı ve tanıdık, soluk mavi bir zarf çıkardı. Üzerinde annemin o zarif, sağa yatık el yazısıyla sadece benim adım yazıyordu. Ellerim titreyerek zarfı aldım.

"Bana dedi ki," diye fısıldadı Eren, "Kızım ben öldükten sonra tamamen yalnız kalacak. Eğer bu yılbaşı o yemeği pişirip o çamaşırhaneye getirirse, bil ki benim kalbimi taşımaya devam ediyor demektir. O zaman karşısına çık. Ona artık yalnız olmadığını söyle. Ve bu mektubu ona ver."

Zarfı dikkatlice yırttım. İçinden çıkan kağıtta annemin kokusu vardı. Gözyaşlarım kağıda damlarken okumaya başladım:

"Canım kızım, her şeyim... Eğer şu an bu mektubu okuyorsan, benim güzel kızım ocağın başına geçmiş ve o yemeği hazırlayıp geleneğimizi sürdürmüş demektir. Seninle ne kadar gurur duysam az. Gittiğim yerde gözüm arkada kalmayacak çünkü senin ne kadar güçlü, ne kadar merhametli bir kadın olduğunu biliyorum. > Senden Eren gerçeğini sakladığım için beni affet. İstedim ki, dünyadaki karşılıksız sevgiyi kendi gözlerinle gör, kendi kalbinle hisset. Benim bu dünyada senden başka kimsem yoktu. Şimdi sen de beni kaybedince yapayalnız kaldığını düşüneceksin. Ama yanılıyorsun. Eren artık senin ailen. O senin abin, senin koruyucun. Lütfen ona izin ver, birbirinize tutunun. Birbirinizin yaralarını sarın. Seni her şeyden çok seviyorum. Yılbaşı yemeğinizi soğutmayın. Sonsuz sevgiyle, Annen."

Mektubu göğsüme bastırdım ve hıçkırıklara boğuldum. Bütün o acılı aylar, hastane koridorlarındaki çaresizliğim, annemi toprağa verdiğim o soğuk gün... Hepsi bir anda içimden boşalıyordu. Ama bu kez hissettiğim şey sadece keder değildi; muazzam bir sevgi, şefkat ve umuttu.

Eren yerinden kalkıp yanıma geldi. Tıpkı bir abinin yapacağı gibi, güçlü kollarıyla bana sarıldı. O an, annemin ölümünden beri ilk defa kendimi güvende hissettim.

"Artık yalnız değilsin," diye fısıldadı saçlarımı okşarken. "O yemeği sadece bu gece değil, her yılbaşı benim evimde, büyük bir sofrada birlikte yiyeceğiz. Annenin tenceresiyle."

O gece çamaşırhanenin o soluk ışıkları altında, masanın üzerine serdiğimiz o folyoya sarılı yemeği birlikte yedik. Annemin fırında nar gibi kızarttığı tavuk, patates püresi... Gözyaşlarımız gülümsemelerimize karışıyordu. Annem bedenen aramızdan ayrılmıştı belki ama sevgisi öylesine büyüktü ki, ölümünden sonra bile beni o çamaşırhanede bulmuş ve bana yepyeni bir aile hediye etmişti.

Ve ben artık biliyordum; ne olursa olsun, annemin o sıcak ve şefkatli elleri hayatım boyunca hep omuzlarımda olacaktı.
Reklamlar