O akşam Aysel Kemal’le küçük bir kafede buluştu. Mehmet’in ziyaretini anlattı.
— Şimdi ne hissediyorsunuz? — diye sordu Kemal.
Aysel düşündü.
— Hafiflemiş gibi. Sanki omuzlarımdan büyük bir yük kalktı.
Kemal gülümsedi.
— Bazen kapanan bir kapı, insanın kendi yolunu görmesini sağlar.
Aylar sonra resim kursunun bir sergisi düzenlendi. Aysel’in tabloları duvarda asılıydı: geniş ufuklar, açık yollar, ışık dolu gökyüzü. Çocukları ve torunları gururla yanında durdu. Kemal biraz geride, ama destekleyici bir şekilde onu izliyordu.
Aysel tablolarına bakarken bir şeyi fark etti: Hayatı yıkılmamıştı. Sadece yön değiştirmişti.
Hâlâ evi vardı, bahçesi vardı, ailesi vardı. Yeni sohbetleri, yeni düşünceleri vardı. En önemlisi, kendisi vardı.
Bir sabah yine erkenden bahçeye çıktı. Güneş yaprakların üzerine düşüyordu. Derin bir nefes aldı.
Geleceğin ne getireceğini bilmiyordu. Belki Kemal’le ilişkisi zamanla daha derin bir bağa dönüşecekti, belki de güzel bir dostluk olarak kalacaktı. Ama artık korkmuyordu.
Çünkü birinin onu seçmesini beklemiyordu.
Kendini seçmişti.
Ve bu seçim ona sessiz bir güç, iç huzuru ve kimsenin elinden alamayacağı bir onur kazandırmıştı.