Adının açıklanmasını istemeyen kadın, aylardır karnında bir hareket hissettiğini, göbeğinin belirgin şekilde büyüdüğünü ve son haftalarda dayanılmaz ağrılar yaşadığını anlattı. Başta bunu yaşına, sindirim sorunlarına ya da hormonal değişimlere bağlamıştı. Ama ağrılar artmış, geceleri uyuyamaz hale gelmişti. Aynaya her baktığında elini karnına koyuyor ve “Artık doğum yaklaştı” diyordu. Yakın çevresine bile anlatmaya çekindiği bu inancı, sonunda onu bir kadın doğum uzmanının kapısına götürdü.
Doktor, yılların tecrübesine sahipti. Önce sakin bir şekilde dinledi. Ardından standart testler ve ultrason için hazırlık yapıldı. O an odada garip bir sessizlik vardı. Kadın heyecanlıydı. “Kalp atışını duyabilecek miyim?” diye sordu. Doktor cevap vermedi, sadece ekrana odaklandı. Ultrason probu karna değdiğinde cihazdan gelen mekanik uğultu, odadaki gerilimi artırdı.
İlk görüntü ekrana düştüğünde doktorun kaşları çatıldı. Bir süre konuşmadı. Ölçümler yaptı. Sonra testi tekrarlamak istedi. Kan tahlilleri istendi. Dakikalar saat gibi geçti. Kadın, yatağın üzerinde umutla bekliyordu. İçinde büyüttüğüne inandığı bebeğin yüzünü hayal ediyordu.
Sonuçlar geldiğinde doktor rapora iki kez baktı. Gözlüğünü çıkarıp yeniden taktı. Derin bir nefes aldı. Sonra kadına dönerek yavaş ama net bir ses tonuyla konuştu:
“Hamile değilsiniz.”
O an odada zaman durdu. Kadının yüzündeki ifade bir anda değişti. “Nasıl yani?” diye fısıldadı. “Ama ben hissediyorum… İçimde hareket ediyor.”
Doktor ekranı gösterdi. Rahim boştu. Ancak karın bölgesinde ciddi bir kitle görünüyordu. Yapılan ileri tetkiklerde bunun büyük bir tümör olabileceği şüphesi ortaya çıktı. Ağrıların nedeni buydu. Karnındaki büyüme de…
Gerçek, hayal ettiğinden çok daha ağırdı.
Doktor, durumun acil olduğunu, detaylı görüntüleme ve cerrahi değerlendirme gerektiğini anlattı. Kadın sessizce dinledi. Gözlerinden yaşlar süzüldü. Belki de aylar boyunca kendini teselli etmek için kurduğu o hamilelik inancı, aslında bedenindeki tehlikeyi kabullenmemek için bilinçaltının bir savunmasıydı.
Uzmanlar bu durumu nadir görülen “psödosis” yani yalancı gebelik sendromu ile ilişkilendiriyor. Kişi gerçekten hamile olduğuna inanıyor; vücudu bile buna benzer belirtiler gösterebiliyor. Ancak bu vakada durum daha karmaşıktı. Fiziksel bir kitle, zihinsel bir inançla birleşmişti.
Hastaneden çıkarken yanında ne bebek sevinci vardı ne de netleşmiş bir kader… Ama bir gerçek vardı: Ağrılarının sebebi ortaya çıkmıştı. Şimdi önünde zorlu bir tedavi süreci duruyordu.
O sabah muayenehaneye “anne” olma heyecanıyla giren 66 yaşındaki kadın, kapıdan çıktığında hayatının en ağır gerçeğiyle yüzleşmişti. Ve şehir, her zamanki kalabalığıyla akmaya devam ederken, küçük bir odada yaşanan bu dramatik hikâye sessizce hafızalara kazındı.