Beş yıllık evliliğim boyunca her akşam üç çeşit yemek yaptım ama kocam yine de

O günden sonra onun için yemek yapmayı tamamen bıraktım. Sadece kendim için basit ve sağlıklı öğünler hazırlıyor, mutfakta harcadığım o uzun saatleri kitap okuyarak veya kendime vakit ayırarak değerlendiriyordum. Daniel önce gurur yapıp dışarıdan pizza söyledi, sonra hazır makarnalarla idare etmeye çalıştı. Ancak bir süre sonra hem midesi bozulmaya hem de dışarıya harcadığı para belini bükmeye başladı. Mutfakta kendi başına yumurta kırmaya çalıştığında her yeri batırıyor, pişirdiği her şeyi yakıyordu; ben ise kılmı bile kıpırdatmadan onu izliyordum.

Üç haftanın sonunda Daniel perişan bir halde masaya oturdu ve dürüstçe itiraf etti. “Özür dilerim, senin emeğini ve gösterdiğin özeni hiç takdir etmedim. Ev yemeklerini ve senin hazırladığın sofraları çok özledim,” dedi. Bu, beş yılın ardından duyduğum en samimi sözlerdi. Onu affettim ama eski düzene dönmeyeceğimi de kesin bir dille belirttim. Artık mutfakta geçirdiğim saatler benim köleliğim değil, sadece canım istediğinde paylaştığım bir keyif olacaktı.

Şimdi mutfakta bir denge kurduk; eğer ev yemeği istiyorsa ya bana yardım ediyor ya da malzemeleri hazırlıyor. Geçen akşam yaptığım lazanyayı iştahla yerken, “Nasıl, kuru olmuş mu?” diye gülümseyerek sordum. Gözlerimin içine bakıp, “Hayır, tam olması gerektiği gibi, mükemmel,” dedi. Şunu anladım ki, bir kadının değeri ocak başında geçirdiği saatlerle ölçülmez. Kendine değer vermeyen bir kadına, başkasının değer vermesini beklemek sadece bir hayalmiş.

Bundan sonraki süreçte eşinizle mutfak işlerini nasıl paylaştığımıza dair ipuçları vermemi ister misiniz?
Reklamlar