Dedem o anda bana yıllardır saklanan bir sırrı anlatmaya başladı.
“Annenle baban öldüğünde sana yalnızca onların bir trafik kazasında hayatını kaybettiğini söyledim. Ama sana her şeyi anlatmadım.”
Boğazım düğümlendi.
“Ne demek bu?”
Dedem Duru’yu kucağında tutarken koltuğa oturdu. Ben de karşısına geçtim. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki kendi sesini duyabiliyordum.
“Sen doğduğunda annen çok korkmuştu,” dedi.
“Benden mi?”
“Hayır. Seni kaybetmekten.”
Bu cümleyle birlikte kafam daha da karıştı.
Dedem derin bir nefes aldı.
“Annenin bir ikiz kardeşi vardı. Adı Selim’di. Sen doğmadan yıllar önce aileden uzaklaştırıldı. Çünkü genç yaşta çok kötü insanlarla arkadaşlık etmeye başlamıştı. Borçları vardı, başı sürekli belaya giriyordu. Annen onunla bütün bağını koparmıştı.”
“Bunun Murat’la ne ilgisi var?”
Dedem gözlerini Duru’nun yüzüne çevirdi.
“Çok büyük ilgisi var.”
Bir an sustu.
“Senin sevgilin Murat’ın soyadını hiç sormadım. Çünkü annen bana yıllar önce bir isim vermişti. Eğer bir gün o aileden biri hayatına girerse seni uyarmamı istemişti.”
Dudaklarım kurudu.
“Ne ailesi?”
Dedem cevap vermeden önce bana uzun uzun baktı.
“Babanın ailesi.”
İçimden bir şey koptu.
“Benim babamın ailesi mi?”
“Evet.”
Başımı iki yana salladım.
“Bu mümkün değil. Murat’ın babasının kim olduğunu bile bilmiyorum.”
Dedem titreyen elleriyle cebinden eski bir zarf çıkardı.
“Annen bunu bana senin için bıraktı.”
Zarfı uzattığında ellerim titriyordu.
Üzerinde yalnızca adım yazıyordu.
Zarfı açtım.
İçinden eski bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta genç annem, babam ve başka bir adam vardı.
Adamın yüzünü görünce nefesim kesildi.
Çünkü o yüzü daha önce görmüştüm.
Murat’ın eski evinde, duvarda asılı duran bir fotoğrafta.
“Bu…” diye fısıldadım.
“Evet,” dedi dedem. “Murat’ın babası.”
Fotoğrafı elimden düşürecektim.
“Peki annem neden bana bunu hiç anlatmadı?”
“Çünkü senin onun ailesinden uzak büyümeni istedi.”
Dedem anlatmaya devam etti.
“Annen, babanın ölümünden sonra o aileyle bütün bağını kopardı. Seni onların hiçbir şekilde bulmasını istemedi. Özellikle de Murat’ın babasının geçmişte yaptığı bazı şeylerden sonra…”
“Ne yapmış?”
Dedem başını öne eğdi.
“Babanla annenin kazası sandığın kadar basit değildi.”
O cümleyle bütün dünya sustu.
“Ne diyorsun?”
“Arabanın frenleriyle oynanmıştı.”
Nefesim kesildi.
“Hayır…”
“Polis bunu kesin olarak kanıtlayamadı. Ama annen ölümünden kısa süre önce bana bir mektup bıraktı. Eğer başına bir şey gelirse seni korumamı ve geçmişi senden saklamamı istedi.”
Gözyaşlarım yüzümden akıyordu.
“Peki Murat?”
Dedem bu kez daha da zor bir şekilde konuştu.
“Murat’ın babası yıllar önce kayboldu. Aile, onun öldüğünü söyledi. Ama annen onun hâlâ hayatta olduğuna inanıyordu.”
“Ve Murat bunu biliyor muydu?”
“Bilmiyorum.”
Tam o sırada Duru ağlamaya başladı.
Dedem onu kucağında sallarken gözleri yine bebeğin yüzüne takıldı.
“Benim asıl korktuğum şey bu değildi,” dedi.
“Daha ne olabilir?”
“Duru’nun gözleri.”
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Gözlerinin neyi var?”
“Senin annenin ailesinde çok nadir görülen bir özellikti. Bir göz mavi, diğer göz koyu kahverengi.”
Elimdeki fotoğrafa tekrar baktım.
Annemin yanında duran adamın gözleri de aynıydı…