İlk başta hiçbir şey uymadı. "Çamur sütun duvarlı otel," "iç mekanda garip koza yapısı," "otel duvarında kurumuş yuva" gibi ifadeler denedim. Sonuçlar işe yaramazdı, alakasız görüntüler ve belirsiz açıklamalarla doluydu.
Eşim ortamı neşelendirmek için şaka yapmaya başladı.
"Belki de modern sanattır," dedi. "Biliyorsunuz, otel estetiği. Minimalist korku."
Ona bir bakış attım ama itiraf etmeliyim ki, gergin bir şekilde güldüm. Biraz da olsa işe yaradı. Birkaç saniyeliğine, bilinmeyen ve muhtemelen canlı bir şey olmaktan çıkıp, sadece garip bir nesne haline geldi.
Ama o duygu tamamen geçmedi.
Odanın geri kalanını da incelemeye karar verdik. İşte o zaman işler daha da kötüleşti; dramatik bir şekilde değil, ama incelikli bir şekilde. Dikkatimiz korkuyla keskinleştiğinde fark edebileceğimiz türden bir "kötüleşme".
Diğer köşelerde de benzer minik izler vardı. Daha küçük olanlar. Neredeyse aynı yapının ilk versiyonları gibiydiler. Bazıları, özellikle aramadığınız sürece zar zor görülebiliyordu.
İşte o zaman yüksek sesle şöyle dedim: "Resepsiyonu aramalıyız."
Kocam tereddüt etti. "Belki de hiçbir şey değildir."
Ama artık o bile ikna olmuş gibi görünmüyordu.
Telefon etmeden önce yine orada durduk, sadece izledik. Nedenini bilmiyorum. Belki de içimizden bir parça onun hareketsiz kalmasını, açıklanabilir olmasını istiyordu. Bilinmeyen şeyler, onları kabullendiğinizde daha ağır gelir.
Sonunda resepsiyonu aradım.
Neşeli bir ses cevap verdi. Dramatik görünmemeye çalışarak durumu dikkatlice açıkladım. Duvardaki nesneyi, şeklini, dokusunu, tesadüfi değil de duvara monte edilmiş gibi görünmesini anlattım.
Karşı tarafta bir sessizlik oldu.
Ardından: "Ah... evet. Anlıyoruz."