Eski Kocam Düğününde Beni Küçümsedi, Yanımdaki Adamın Getirdiği Kutu Onu Susturdu

Kızım hiçbir cümlesini benim şikâyetlerimle kurmadı. Kendi yaşadıklarını anlattı. Bülent gözlerini bana çevirdiğinde onu durdurdum. “Şu an konuşan ben değilim,” dedim. “Kızını dinle.” Odadaki sessizlik, salondaki kahkahalardan çok daha ağırdı.

Derya kapıda belirdi. Nikâh öncesi hazırlıkların beklediğini söyledi ama çıkmadı. Nisan’ın son cümlesini duydu: “Yeni bir aile kurunca bizi unutacağını düşünmek istemiyorum.” Bülent’in yüzündeki kızarıklık değişti. Önce kendini savundu. İşlerinin yoğun olduğunu, boşanmanın onu da yorduğunu anlattı. Nisan başını salladı. “Gelmediğin zaman haber verseydin,” dedi. “Bütün gün kapıyı dinledim.” O cümleyle göğsüm sıkıştı. Yıllardır onun küçümseyici sözlerine karşı kendimi savunmaya çalışmıştım. Şimdi kızım, babasından kusursuzluk değil, dürüstlük istiyordu. Bu kadar küçük bir isteğin neden böylesine zor karşılandığını anlamıyordum.

Tunç odaya girmedi. Koridorda bekledi. Defne sıkılınca onunla pencerenin önüne gittiler. Bir süre sonra Bülent, Nisan’dan özür diledi. Bu özür hemen her şeyi düzeltmedi. Kızım kollarını boynuna atmadı, yalnızca başını eğdi. “Yine söz verme,” dedi. “Önce yap.” Bülent’in verebileceği en doğru cevap, sustuğu o anda vardı. Derya elindeki çiçeği masaya bıraktı. “Çocuklarınla görüşme saatlerini birlikte düzenleyebiliriz,” dedi. Ona güvenip güvenemeyeceğimi bilmiyordum. Ama bu konu, benim bedenimle veya kimin beni beğendiğiyle ilgili değildi. Çocukların hayatındaki güvenle ilgiliydi.

Salona döndüğümüzde birkaç kişi ne olduğunu sordu. Ayrıntı vermedim. “Aile içinde konuşmamız gereken bir konu vardı,” dedim. Bülent’in aşağılamasına tanık olan teyzesi yanıma geldi. Omzuma dokunup üzgün olduğunu söyledi. Başını salladım. Yıllardır bana üzülmelerinden de yorulmuştum. Tunç bir bardak su getirdi. “İstersen çıkabiliriz,” dedi. Kızlara sordum. Nisan biraz daha kalmak, Defne pasta yemek istiyordu. Kendi ihtiyacımı düşünürken onların isteğini de duyabildim. Bir saat daha kaldık. Bütün gece kimseye sevgili olduğumuzu anlatmadık. Yanımda birinin bulunması, kendimi kanıtlamam gereken bir yarış olmaktan çıkmıştı.

Eve dönerken Tunç’la planımızı konuştuk. “Seni zor bir durumda bıraktım,” dedim. Sevgilim rolü yapmasını istemek, Bülent’in ölçülerini kabul ettiğimi gösteriyordu. Sanki değerimi ancak başka bir erkeğin yanında durarak gösterebilirdim. Tunç bunu söylemek için beni sıkıştırmadı. “Ben arkadaşın olarak da gelirdim,” dedi. O basit cümle içimde bir şeyi düzeltti. Onun desteği gösterişli bir kurtarma değildi. Bana seçenek bırakması, kararımı dinlemesi ve kızlarımı bir tartışmanın seyircisi yapmamasıydı. İlk kez kendimi savunmak için bir sahne kurmama gerek olmadığını hissettim.

Ertesi gün Bülent mesaj attı. Düğününü küçük düşürdüğümüzü yazmıştı. Telefona bakıp eski alışkanlığımla uzun bir açıklama hazırlamak istedim. Sonra sildim. Çocukların görüşme düzeniyle ilgili kısa bir cevap verdim. Konuyu yazılı ve açık biçimde konuşacağımızı belirttim. Nisan’ın hazırladığı dosyayı geri istemedim. Onun söylediklerini benim ağzımdan yeniden anlatmayacaktım. Avukatımla görüşüp var olan düzeni değerlendirdik. Tutulmayan sözleri kaydetmek, intikam almak için değildi. Kızlarımızın beklentilerini korunabilir bir düzene bağlamak içindi. Kararlarımızı yetişkinlerin gururu yerine çocukların ihtiyaçları belirlemeliydi.

Haftalar içinde görüşmeler daha düzenli hâle geldi. Bülent bazen yine gecikti, ama haber vermeyi öğrendi. Nisan hemen güvenmedi. Ben de ona babasını affetmesi gerektiğini söylemedim. Defne babasıyla oynadığında seviniyor, ayrılırken üzülüyordu. Bu duyguların hepsine evimizde yer vardı. Derya bir gün beni arayıp kızların sevdiği yemekleri sordu. Kısa cevap verdim. Onunla yakın arkadaş olmak zorunda değildim; kızlara karşı özenli davranmasını istemek için de yakın olmamız gerekmiyordu. Sınırlarımız konuşulduğunda hayat, belirsiz beklentilerin içinde sürüklenmekten biraz olsun kurtuldu.

Ben kendim için de küçük değişiklikler yaptım. Kilo vermek veya eski hâlime dönmek için değil, bedenimde yeniden rahat hissetmek için yürüyüşe başladım. Uzun zamandır ertelediğim seramik kursuna yazıldım. İlk yaptığım kâse eğri oldu. Öğretmenimiz kusuru düzeltmem için acele etmememi söyledi. Kâseyi eve götürdüm. Defne içine saç tokalarını koydu, Nisan masamın üzerine bir not bıraktı: “Bence güzel.” Gözlerim doldu. Hayatımın yıllarca bir başkasının beğenisine göre ölçülen tarafları, kendi küçük ölçülerini buluyordu. Eğri bir kâse bile bana, eksik görünmekle değersiz olmanın aynı şey olmadığını hatırlattı.

Tunç’la arkadaşlığımız devam etti. İş çıkışlarında bazen çay içiyor, bazen yalnızca günlük meselelerden konuşuyorduk. Bana hemen yeni bir ilişki teklif etmedi. Ben de iyileşmek için birine tutunmak istemedim. Aylar sonra bir akşam, birlikte bir konsere gitmeyi önerdi. Bu kez rol yapmamızı gerektiren kimse yoktu. Kabul ettim. Nisan’a haber verdiğimde gülümsedi. “Gerçekten istediğin için mi?” diye sordu. Başımı salladım. Kızımın sorusu beni mutlu etti. Artık annesinin kararlarını, başkasını kıskandırmak için verilmiş bir gösteri gibi görmüyordu. Kendi isteğimle bir kapı açabiliyordum.

Bir akşam Nisan, düğünde söylediklerinden pişman olup olmadığımı sordu. Ödevini yaparken kalemini masaya bırakmıştı. “Babamın üzülmesini istemedim,” dedi. Yanına oturdum. Birinin kendisine verilen sözleri hatırlatmasının kötü davranmak olmadığını anlattım. Fakat bundan sonra yetişkinlerin düzenini kurmak için dosya hazırlamak zorunda kalmayacaktı. Bu yük bize aitti. Nisan uzun süre sustu. Sonra kutuya koymadığı son resmi gösterdi. Resimde kendisini, kardeşini ve iki ayrı evi çizmişti. Evlerin arasında düz bir yol vardı. “Burada kavga yok,” dedi. O resmi buzdolabına astık. Bana her sabah neyi korumam gerektiğini hatırlattı.

Bülent’in zamanla değiştirdiği davranışları da dürüstçe gördüm. Defne’nin kreş toplantısına katıldı, Nisan’ın doğum günü hazırlığında görev aldı. Bunlar geçmişi silmiyordu. Yine de kızların önünde, yapılan iyi bir şeyi küçümsemek istemedim. Onlara babalarının geldiğini ve bunun güzel olduğunu söyledim. Kendimle ilgili kırgınlıklarımı başka yetişkinlerle konuştum. Çocuklarımın sevgisini bir tarafa çekmeye çalışmadan yaşamak, önce zor geldi. Sonra bunun özgürleştirici olduğunu fark ettim. Kızlarım birini severken diğerini korumak zorunda değildi. Ben de onların her gülüşünü geçmiş evliliğimin yeniden oylanması gibi görmekten vazgeçtim.

Düğündeki kutunun asıl etkisi, tek bir adamı susturması değildi. Hepimizin ertelediği bir konuşmayı açmıştı. Nisan bunu kendi gücüyle yapmıştı; ama onun gücünü bir daha böyle bir yük taşımaya mecbur bırakmamak gerekiyordu. Tunç’la bu konuda konuştuk. O da kızımın paketini taşımadan önce bana haber vermesi gerektiğini kabul etti. Destek olmak, iyi niyetle bile olsa başkasının yerine karar vermek değildi. Bu küçük konuşma aramızdaki güveni büyüttü. Bana kusursuz görünmeye çalışan birini değil, yanıldığında dinleyebilen bir insanı tanıma fırsatı verdi. İlişkimizin en sağlam başlangıcı, büyük bir kutudan çok, birbirimizi sakin biçimde dinlediğimiz o akşam oldu. Sonraki günlerde kızların hayatını ilgilendiren her adımı önceden konuşarak, onların güvenini birlikte korumaya özen gösterdik. Kimse çocukların sessizliğini artık bütün sorunların çözüldüğü şeklinde yorumlamadı.

Bir yıl sonra okul gösterisinde yan yana oturduk. Bülent kızların babası olarak oradaydı. Tunç ise benim davet ettiğim kişi olarak gelmişti. Kimse kimsenin yerini almıyordu. Nisan sahneye çıktığında dört yetişkin de alkışladı. Defne kucağıma tırmanıp kulağıma bir şey fısıldadı: “Anne, bugün herkes geldi.” Küçük kızımın sevincine baktım. Bülent’in düğünündeki kutuyu hatırladım. O gün yüzünden silinen gülümsemenin yerini doldurmak benim görevim değildi. Benim görevim, kendi evimde ve kızlarımın hayatında güvene yer açmaktı. Gösteri bittiğinde Nisan bize koştu. Onu kucakladım. Bu kez kimseye ne kadar değerli olduğumu göstermeye çalışmıyordum. Bunu artık kendim biliyordum.
Reklamlar