Hamile Hastam Kocamdan Boşanmamı İstedi: Ertesi Sabah Çığlıklarla Aradı

“Dün gece telefonuma mı baktın?”

“Günaydın, Taylan.”

“Bana oyun oynama. Bankadan aradılar. Sen ne yaptığını sanıyorsun?”

On iki yıldır aynı yüzü görüyordum. İlk kez karşımda bir yabancı vardı.

“Benim imzamı kim attı?” diye sordum.

Bir an duraksadı. Sonra kapıyı kapattı.

“Her şeyi açıklayabilirim. Hastanenin nakit sıkıntısı var. Kredi çıkmazsa onlarca insan işsiz kalacak.”

“Öyleyse neden benden izin istemedin?”

“İzin vermeyeceğini biliyordum.”

Söylediği söz, sahte imzadan bile ağırdı. Beni tanıdığı için değil, irademe saygı duymadığı için kandırmıştı.

“Sıla'yı neden odama gönderdin?”

Taylan başını çevirdi.

“Onunla aramızdaki mesele karışık.”

“Hayır. Çok açık. Bir yandan beni aldattın, diğer yandan dikkatim dağılsın diye bunu kullandın.”

Masaya yaklaştı.

“Şu anda birbirimize karşı değil, aynı tarafta olmamız gerekiyor.”

“Sen benim tarafımda olmayı çoktan bırakmışsın.”

Tam o sırada telefonuma Ahu'dan mesaj geldi: “Hastane yönetim kurulunun başkanıyla görüştüm. Dokuzda toplantı var. Hiçbir belge imzalama.”

Taylan mesajı gördüğümü fark etti.

“Kimle yazışıyorsun?”

“Artık sana hesap vermek zorunda olmadığım biriyle.”

Kapıyı açıp dışarı çıktım. Peşimden gelmedi.

Koridorda deneyimli hemşire Pervin beni durdurdu. Gözleri telaşlıydı.

“Hocam, sizinle konuşmam gerek. Ama burada değil.”

Beni boş bir pansuman odasına götürdü. Çantasından katlanmış bir kâğıt çıkardı.

“Üç hafta önce Savaş Bey bunu imzalamamı istedi. Teslim alınmamış ameliyat cihazlarının teslim tutanağı. Reddettim. Sonra beni başka servise göndermekle tehdit etti.”

Kâğıtta yedi milyon liralık cihaz listesi vardı. Hiçbirinin hastanede bulunduğunu hatırlamıyordum.

“Bunu neden şimdi anlatıyorsunuz?”

“Çünkü dün akşam sizin adınızı duydum. Savaş Bey, ‘Ferda imzayı inkâr ederse suçu muhasebeye yıkarız,’ dedi. Daha fazla susamam.”

Pervin'in ellerini tuttum.

“Doğruyu söylediğiniz için sizi yalnız bırakmayacağım.”

Pervin dudağını ısırdı. “Bir hastayı da geri çevirmek zorunda kaldık,” dedi. “Cerrahinin ihtiyacı olan cihaz geldi diye eski cihazı başka hastaneye göndermişler. Yenisi gelmeyince ameliyat ertelendi. Hasta, bunun nedenini bilmeden günlerce bekledi.”

Bu söz içimdeki öfkeyi bambaşka bir yere taşıdı. Bir insanın sadakatsizliğiyle yaşayabilirdim; belki zamanla onu geride bırakırdım. Ama hastaların umutlarının sahte faturalara dönüştürülmesini kabul edemezdim.

“Kimseye tek başınıza açıklama yapmayın,” dedim. “Bildiğiniz her şeyi avukata ve denetçilere anlatın. Belgeyi de güvenli şekilde teslim edeceğiz.”

Pervin, “İşimi kaybedersem oğlumun okul taksitini ödeyemem,” diye fısıldadı. Boş güvence vermedim. “Sizi koruyacak yasal yolları soracağız,” dedim.

Saat dokuzda toplantı odasında Ahu, yönetim kurulu başkanı ve dış denetimden iki görevli vardı. Savaş da gelmişti. Taylan içeri girdiğinde yüzünde alıştığım kendinden emin gülümseme belirdi.

“Bu aile içi bir yanlış anlaşılma,” dedi. “Hastaneyi boş yere karıştırıyoruz.”

Ahu masaya tapu kaydını ve kredi başvurusunun örneğini koydu.

“Bir aile tartışması, sahibinden izinsiz düzenlenmiş bir teminat belgesini açıklamaz.”

Savaş ayağa kalktı.

“Bunlar ticari sır! Bu belgeleri nereden buldunuz?”

“Önemli olan,” dedim, “belgelerdeki imzanın bana ait olmaması.”

Denetçi bilgisayarını açtı. İnceleme için gece iletilen ön kayıtlarda, sahte faturaların aynı tedarikçi şirkete kesildiği görülüyordu. Şirketin yetkilisi ise Savaş'ın kayınbiraderiydi.

Taylan'ın yüzündeki renk çekildi.

“Savaş, bununla benim ilgim yok, değil mi?” dedi.

Savaş acı acı güldü.

“Mesajları sen yazdın. Bütün işlemleri birlikte yaptık. Şimdi beni mi satacaksın?”

Odaya buz gibi bir sessizlik çöktü.

Yönetim kurulu başkanı gözlüğünü çıkarıp Taylan'a baktı. “Hastanenin hesabındaki açığı geçen ay sorduğumda bağışların geciktiğini söylemiştin.”

“Ben ameliyat yaparım, muhasebeci değilim,” diye bağırdı Taylan.

Ahu sakinliğini bozmadı. “O hâlde banka dosyasının gönderilmesini neden bizzat siz onayladınız? Yazışmalar kayıt altında. Ayrıca Ferda Hanım adına düzenlenen belgede kullanılan eski kimlik fotokopisi, yalnızca sizin evinizde saklanan aile dosyasından alınmış.”

Taylan bir an kapıya baktı. Kaçmak istediğini düşündüm. Fakat bu kez karşısında yalnızca kandırdığı karısı yoktu. Söylenen her söz tutanağa geçiyordu. Başkan görüşmeyi bitirip belgelerin korunmasını ve ilgili makamlara teslim edilmesini istedi. Pervin'in anlattığı ertelenen ameliyat için de ayrıca inceleme başlatılacaktı.

Taylan bana döndü. Sesini alçaltmıştı.

“Ferda, lütfen. Bu iş büyürse hayatım biter.”

“Benim hayatımı bitirmeye çalışırken bunu düşündün mü?”

Tam cevap verecekti ki kapı açıldı. Güvenlik görevlisi, otoparkta bir kadının fenalaştığını söyledi. Sıla'ydı.

Hepimiz bir an hareketsiz kaldık. Sonra refleksle koşmaya başladım.

Sıla bankta oturuyordu. Yüzü bembeyazdı, elleri karnının üzerindeydi.

“Bebeğim...” diye fısıldadı. “Bir şey olmasın, ne olur.”

Acil ekip hemen geldi. Durumunu değerlendirdik, ardından kadın doğum servisine alınmasını sağladım. Sıla'nın doktoru olarak devam etmem doğru olmayacağı için bakımını meslektaşıma devrettim.

Taylan kapıda belirdiğinde Sıla ağlamaya başladı.

“Bana evleneceğimizi söyledin. Ferda'yı ikna etmemi istedin. Kredi işinden haberim yoktu!”

Taylan susuyordu.

“Bebeğin senden olduğunu söyledin,” diye devam etti Sıla. “Şimdi telefonlarıma bile cevap vermiyorsun.”

“Burada tartışmayın,” dedim. “Önce onun ve bebeğin güvende olduğundan emin olacağız.”

Sıla gözlerime baktı.

“Benden nefret etmiyor musunuz?”

“Yaptığını affetmem zaman alabilir. Ama bir bebeğin yetişkinlerin hatalarının bedelini ödemesine izin vermem.”

O gün hastaneye resmi denetim başlatıldı. Banka kredi işlemini iptal etti. Ahu'nun suç duyurusundan sonra sahte belgeler ve para transferleri incelemeye alındı. Taylan görevinden uzaklaştırıldı; Savaş ise ifadeye çağrıldı.

Akşam eve gittiğimde girişte Taylan'ın ayakkabılarını gördüm. Salonda beni bekliyordu.

“Yıllarımızı çöpe atma,” dedi.

“Yıllarımızı ben değil, sen harcadın.”

“Bir hata yaptım.”

“Bir hata değil, birbirini izleyen onlarca bilinçli tercih yaptın. Üstelik beni bunların hiçbirine ortak etmedin.”

Anahtarını masaya bıraktı. İlk kez yalvaracak gibi göründü. Yine de özür dilediği şeyin bana verdiği zarar mı, yoksa yakalanmış olması mı olduğunu anlayamadım.

Birkaç ay sonra boşanmamız kesinleşti. Soruşturma sürerken babamdan kalan merkez üzerindeki sahte teminat girişimi geçersiz kaldı. Taylan hakkında açılan dava henüz sonuçlanmamıştı. Kendisini bir daha görmedim.

Aylar kolay geçmedi. İfadeler, avukat görüşmeleri ve uykusuz geceler birbirini izledi. Eskiden dost bildiğim bazı insanlar gözlerini kaçırıyordu. Olanları basına sızdırmamı önerenler çıktı. Ama gerçeğin mahkeme önünde belgelerle ortaya çıkmasını seçtim. İçimdeki kırgınlık henüz dinmemişti; fakat artık kendi kararlarımın sorumluluğunu taşıyacak cesareti zamanla yeniden kazanmıştım.

Pervin bir süre sonra merkezimde çalışmaya başladı. İlk maaşını aldığı gün masasının üzerine küçük bir menekşe bıraktı. “Bu kez gerçekten iyileşen insanlara hizmet edeceğiz,” dedi. O çiçek, uzun zamandır aldığım en değerli hediyelerden biriydi.

Sıla sağlıklı bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Doğumdan sonraki hukuki süreçte yapılan babalık testi, Taylan'ın bebeğin babası olduğunu doğruladı. Bir gün bana kısa bir mesaj yazdı: “O gün bana yardım etmek zorunda değildiniz. Teşekkür ederim.”

Mesajı okudum, ama cevap vermedim. Bazı yaraların kapanması için mesafe gerekiyordu.

Bir sabah erkenden kendi merkezime gittim. Masama oturdum, kahvemi hazırladım. Eskiden Taylan'ın bana kahve getirmesini sevginin kanıtı sanırdım. Oysa sevgi, küçük alışkanlıkların arkasına saklanan yalanlarla ölçülmezdi.

Kapım çalındı. Pervin gülümsüyordu.

“Hocam, ilk hastanız geldi.”

Ayağa kalktım. Pencereden giren gün ışığı odayı dolduruyordu.

Hayatım eskisi gibi değildi. Ama artık kendime ait, korkmadan yaşayabileceğim bir hayattı. Ve ilk kez bunu kusursuz görünmesine ihtiyaç duymadan sevebiliyordum.
Reklamlar