Kayınvalidem merhum oğlumun anılarını çöpe attı – ama kısa sürede keşfettiğim gerçek tüm aileyi şok etti.

Aynı akşam aileyi topladım. Kimseye ne bulduğumu söylemeden. Masaya dosyaları tek tek koydum. Kayınvalidemin yüzü bembeyaz kesildi. Konuşmaya çalıştı ama sesi çıkmadı. Belgeleri okuyan herkes sessizliğe gömüldü. Kimse gözlerimin içine bakamıyordu.

Sonunda ben konuştum. Sakin ama net bir sesle.

“Ben oğlumu kaybettim,” dedim. “Ama siz onu benden çok önce kaybetmişsiniz. Ve bana yalan söyleyerek, onu yalnızlığa iterek öldürdünüz.”

Kayınvalidem ağlamaya başladı. İlk kez. Ama artık çok geçti. Yıllarca sakladığı sır, o masada parçalanmıştı. Kimse onu savunmadı. Çünkü herkes biliyordu: Gerçek ne kadar acı olursa olsun, saklamak daha büyük bir ihanetti.

O gece Alican’ın kurtarabildiğim birkaç çizimini masaya serdim. Birinde bir anne ve çocuk vardı. El ele. Üzerine titrek harflerle şunu yazmıştı: “Beni gerçekten gören tek kişi.”

O çizimi çerçeveledim. Kayınvalidemin evinden ayrılırken yanımda sadece o vardı. Ama artık biliyordum: Oğlumun hatırası çöpte değil, susturulmuş gerçeklerdeydi. Ve ben o gerçeği gün yüzüne çıkarmıştım.

Alican’ı geri getiremezdim. Ama onun hikâyesini, sesini ve yaşadıklarını susturamazlardı artık. Aile dağıldı, ilişkiler koptu. Ama ben ilk kez hafiflemiştim.

Çünkü yas, bazen sadece kayıpla değil, yalanla da ağırlaşır. Ve gerçek, ne kadar geç gelirse gelsin, insanı ayağa kaldıran tek şeydir.
Reklamlar