Telefonumun ekranını Onur'a çevirdim. E-postanın gönderen kısmında şirketimizin bağımsız mali denetimini yürüten muhasebe firmasının adı yazıyordu. Konu satırı ise son derece açıktı: "Yetkisiz ödemeler ve ilişkili hesap hareketleri hakkında acil inceleme."
Onur'un yüzündeki öfke bir anda kayboldu.
"Vildan," dedi alçak sesle, "bunu şimdi konuşmayalım."
"Neden?" diye sordum. "Annen beni herkesin önünde aşağılayabiliyor. Sen benden özür dilememi isteyebiliyorsun. Ama iş paraya gelince mi aile meseleleri özel oluyor?"
Gülser hâlâ öfkeyle soluyordu.
"Ne parası? Ne saçmalıyorsun sen?"
Bileğini çoktan bırakmıştım. Aramızda birkaç adımlık mesafe vardı. Yanağım yanıyordu ama sesim sakindi.
"Misafirlerini çağırdın. O zaman neyin kutlandığını hep birlikte öğrenebiliriz."
Kapı zili çaldı.
Onur yerinden kıpırdamadı.
"Sakın," diye fısıldadı.
"Bana emir verme, Onur."
Kapıya yürüdüm. Gelenler Onur'un amcası, eşi ve iki kuzeniydi. Onları salona aldım. Ardından diğer akrabalar gelmeye başladı. Gülser, hiçbir şey olmamış gibi gülümsemeye çalışıyordu.
Yirmi dakika içinde salon dolmuştu.
Masaya çıktım ya da bağırdım sanılmasın. Sadece herkesin görebileceği bir yerde durdum.