Kadın derin bir nefes aldı. “Ben Buse’nin biyolojik annesiyim.”
Sözleri kulaklarımda çınladı. “Bu mümkün değil. Siz… onu terk etmiştiniz.”
Gözlerinden yaşlar süzüldü. “Evet. Ama gerçek sandığınız gibi değil. Kocam öldüğünde ailesi beni tehdit etti. Buse’nin sakatlığı yüzünden onu istemediler. Bana zarar vereceklerini söylediler. Onu koruyamayacağımı düşündüm. Onu yuvaya bırakmak zorunda kaldım. Yıllarca uzaktan takip ettim. Sizin onu evlat edindiğinizi öğrendiğimde rahatladım. Ama…”
“Amalarla gelmeyin bana!”
“Geçen ay Buse bana ulaştı. Gerçeği öğrendi. Benimle gizlice görüştü. Sizi üzmemek için söylemedi.”
Başım dönüyordu. Kızım… benden bir şey mi saklamıştı?
Tam o sırada Buse’nin sesi duyuldu. “Baba?”
Arkamı döndüm. Gözleri doluydu. Her şeyi duymuştu. Yanıma geldi, ellerimi tuttu.
“Gerçeği yeni öğrendim,” dedi. “Senden saklamak istemedim ama düğün öncesi seni üzmekten korktum. Onu affedip affetmemek benim kararım. Ama bilmeni isterim ki… benim babam sensin.”
Boğazım düğümlendi. “Neden bana söylemedin?”
“Çünkü seni kaybetmekten korktum.”
O an anladım ki korkunç gerçek, bir ihanet değil; geçmişin acı yüküydü. Buse beni seçmişti. Kan bağı değil, kalp bağı belirlemişti babalığımızı.
Kadına baktım. Yılların pişmanlığı yüzüne kazınmıştı. İçimde öfke vardı ama daha büyük bir duygu onu bastırıyordu: şükür. Buse'yi ben büyütmüştüm. Onun ilk adımlarına, ilk hayallerine şahit olan bendim.
Buse bana sarıldı. “Bugün benim düğünüm,” dedi fısıltıyla. “Geçmişi değil, geleceği seçelim.”
Başımı salladım. Onun mutluluğu her şeyden önemliydi.
Salona geri döndük. Müzik yükseldi. Buse ve Emre ilk danslarını yaparken gözlerim doldu. Hayat bana bir kez her şeyimi almıştı ama sonra yeniden vermişti.
Anladım ki gerçek aile, birlikte acıyı göğüsleyen ve sevgiyi seçenlerdir. Ve ben o gün, kızımı ikinci kez kaybetmek yerine, onu bilinçli bir şekilde yeniden kazandım.