Lütfen adres verin. Yılbaşından önce gelmem gerekiyor.”
Titredim. Gerçekti. O da beni aramıştı.
İki gün sonra okul çıkışında kapının önünde siyah bir araba durdu. İçinden beyaz saçlı, ama gözleri aynı kalan bir adam indi.
Deniz.
Yıllar yüzüne çizgiler bırakmıştı ama bakışı değişmemişti.
Bir an birbirimize sadece baktık. 40 yıl tek bir bakışta eridi.
“Merhaba, Anne,” dedi.
Sesini duymak kalbimi yerinden söktü.
“Merhaba, Deniz.”
Sessizlik ağırdı ama yabancı değildi.
“Gidemedim,” dedi sonunda. “Sana veda edemedim. O gece babam bizi apar topar götürdü. Telefonum, defterim, her şey geride kaldı. Sana ulaşmam yasaktı.”
“Niye şimdi?” diye sordum.
Ceketinin iç cebinden küçük, eski bir kutu çıkardı.
“Çünkü bunu vermeden yaşayamadım.”
Kutuyu açtım.
İçinde ince, zarif bir yüzük vardı. Altın, sade.
“Mezuniyet gecesi sana evlenme teklif edecektim,” dedi. “Sonra her şey yıkıldı. Yıllarca seni aradım. Öğretmen olduğunu biliyordum ama nerede olduğunu bulamadım.”
Gözlerim doldu. “Ben de seni aramadım. Korktum.”
“Ben de.”
Bir kahkaha çıktı aramızdan. Acılı ama hafif.
“Geç kaldık mı?” diye sordu.
Soru ağırdı.
17 yaşındaki kız kalbimin içinde hâlâ yaşıyordu. Ama 62 yaşındaki kadın artık geçmişle değil, gerçekle yaşıyordu.
“Hayır,” dedim yavaşça. “Geç kalmadık. Ama aynı yerden de devam etmiyoruz.”
Yüzük kutusunu kapattım, ona geri uzatmadım.
“Elimde tutabilir miyim?” dedim.
Başını salladı.
“Bu bir son değil,” dedi.
“Hayır,” dedim. “Bu bir tamamlanma.”
O gece uzun uzun konuştuk. Geçmişi, kaybolan yılları, hayatlarımızı… Evlenmemişti. Ben de evlenmemiştim. Ama mesele bu değildi. Mesele yarım kalmış bir hikâyenin son cümlesini bulmaktı.
Yılbaşı gecesi okulun bahçesinde küçük bir çam ağacı süsledik. Elif uzaktan bizi izliyordu, yüzünde kocaman bir gülümseme.
Deniz yanımda durdu.
“40 yıl,” dedi.
“Bir ömür,” dedim.
Elimi tuttu. Bu kez gençlik heyecanıyla değil, bilgelikle.
O an anladım: Bazı aşklar kavuşmak için değil, insanı şekillendirmek için vardır. Biz birbirimizin kaderini tamamlamamıştık belki ama eksik cümlemizi noktalamıştık.
Gece yarısı havai fişekler patlarken Deniz bana baktı.
“Artık seni aramıyorum,” dedi.
“Ben de seni beklemiyorum,” dedim.
Ama yan yana duruyorduk.
Ve bazen mutluluk, yeniden başlamak değil; geçmişin içindeki düğümü çözebilmektir.
40 yıl sonra ilk kez içimde o yarım cümle tamamlandı.
Artık hikâyem eksik değildi.