Düğün salonunun kapıları açıldığında herkes aynı anda başını çevirdi.
İçeri giren gelin, 77 yaşındaydı.
Adı Nermin Hanımdı. Zarif beyaz gelinliği, omuzlarına düşen ince duvak ve yüzündeki sakin gülümsemeyle salonda yürürken, davetlilerin bakışlarını üzerinde topluyordu. Yanında ise 28 yaşındaki damat Arda vardı. Uzun boylu, yakışıklı ve kendinden emin görünüyordu. Siyah damatlığı içinde oldukça şıktı.
Fakat salondaki insanların çoğunun dikkatini çeken şey kıyafetleri değildi.
Aralarındaki yaklaşık elli yıllık yaş farkıydı.
Nermin Hanım yıllar önce eşini kaybetmiş, hayatını kendi emeğiyle kurmuş, zaman içinde büyük bir servetin sahibi olmuştu. Çocukları ve torunları vardı. Hayatı boyunca pek çok zorluk yaşamıştı.
Arda ise onun hayatına birkaç yıl önce tamamen tesadüfen girmişti.
İlk karşılaşmaları hiç romantik değildi.
Nermin Hanım'ın yaşadığı apartmanın girişindeki ağır alışveriş poşetlerini taşımaya çalışan genç adam, ona yardım etmişti. Arda o sırada aynı mahallede küçük bir kafede çalışıyordu.
“İsterseniz ben taşıyayım,” demişti.
Nermin Hanım önce kabul etmek istememişti.
“Evladım, sen kendi işine bak. Ben bunları taşırım.”
Arda gülümsemişti.
“Ben gençken yardım etmeyeceğim de ne zaman edeceğim?”
O gün sadece birkaç dakikalık bir konuşma yapmışlardı.
Ama sonrasında karşılaşmaları sıklaşmıştı.
Bazen apartmanın önünde sohbet ediyor, bazen Nermin Hanım kafeye uğradığında Arda ona çay getiriyordu. Zamanla konuşmaları alışkanlığa dönüşmüştü.
Arda, Nermin Hanım'ın parasına hiçbir zaman ilgi göstermemişti.
Hatta Nermin Hanım bir gün bunu açıkça sormuştu.
“Benim zengin olduğumu biliyor musun?”
Arda şaşkınlıkla ona bakmıştı.
“Evet.”
“Peki bundan hiç etkilenmiyor musun?”
Arda omuz silkip gülümsemişti....