“Ben sizin paranızla değil, sohbetinizle ilgileniyorum.”
Nermin Hanım o cümleyi uzun süre unutamamıştı.
Çünkü yıllardır çevresindeki insanların çoğu onun kim olduğuna değil, sahip olduklarına bakıyordu.
Arda ise onun geçmişini, korkularını, yalnızlığını ve hayallerini merak ediyordu.
Bir süre sonra aralarındaki bağ daha da güçlendi.
Fakat aşklarını ilk kez dile getirdiklerinde ikisi de bunun kolay olmayacağını biliyordu.
Nermin Hanım'ın çocukları karşı çıktı.
“Anne, bu çocuk senden çok küçük.”
“Ya paran için seninle evleniyorsa?”
“İnsanlar ne diyecek?”
Nermin Hanım bütün bu sözleri sessizce dinledi.
Sonunda yalnızca şunu söyledi:
“İnsanlar benim hayatımı yaşamıyor. Ben yaşıyorum.”
Arda da Nermin Hanım'a hiçbir zaman ailesinden uzaklaşmasını istemedi.
“Onları kaybetmeni istemiyorum,” dedi. “Beni seçmek zorunda değilsin. Eğer bir gün beni sevmediğini düşünürsen, giderim.”
Nermin Hanım gözlerinin içine bakarak cevap verdi:
“Ben seni genç olduğun için değil, yanımda kendim gibi olabildiğim için seviyorum.”
Aylar sonra evlenmeye karar verdiler.
Düğün günü geldiğinde salondaki herkesin aklında aynı soru vardı:
Bu evlilik gerçekten aşk mıydı?
Nikâh memuru ikisine de evlilik kararlarını sorduğunda Nermin Hanım hiç tereddüt etmeden “Evet” dedi.
Arda'nın sesi de aynı kararlılıkla yükseldi.
“Evet.”
Alkışlar başladı.
Daha sonra fotoğraf çekimleri sırasında Arda, Nermin Hanım'ın yanına geçti. Ona baktı, hafifçe gülümsedi ve yanağına bir öpücük kondurdu.
Fotoğrafçı o anda deklanşöre bastı.
Ortaya kusursuz olmayan ama samimi bir fotoğraf çıktı.
Nermin Hanım'ın gözlerinde mutluluk vardı.
Arda'nın yüzündeyse gururdan çok huzur okunuyordu.
Düğünden birkaç gün sonra Nermin Hanım'ın en büyük oğlu annesinin evine geldi.
Uzun süre konuşmadan oturdu.
Sonra annesine baktı.
“Anne…”
“Efendim?”
“Başta çok korktum.”
Nermin Hanım sessizce onu dinledi.
“O senden küçük diye değil,” diye devam etti oğlu. “Seni birinin kandırmasından korktum. Ama seni son zamanlarda hiç böyle görmemiştim.”
Nermin Hanım gülümsedi.
“Nasıl görüyorsun beni?”
Oğlu birkaç saniye düşündü.
“Mutlu.”
Bu kelime Nermin Hanım'ın gözlerini doldurdu.
Aradan aylar geçti.
Arda, Nermin Hanım'ın servetine hiçbir zaman dokunmadı. Hatta evlendikten sonra kendi işini büyütmek için çalışmaya devam etti.
Bir gün Nermin Hanım ona önemli bir kararını açıkladı.
“Servetimin büyük kısmını çocuklarıma bırakacağım.”
Arda şaşırdı.
“Bunu neden bana anlatıyorsun?”
“Çünkü insanların en çok merak ettiği şey bu.”
“Benim için önemli değil.”
“Biliyorum.”
Nermin Hanım gülümsedi.
“İşte bu yüzden seni seviyorum.”
Aradan iki yıl geçti.
Bir sabah Nermin Hanım, eski düğün fotoğraflarından birini eline aldı.
Fotoğrafta beyaz gelinliğiyle kendisi, siyah damatlığıyla Arda vardı.
Arda yanağından öperken Nermin Hanım'ın yüzünde çocukça bir mutluluk vardı.
Fotoğrafa uzun süre baktı.
Sonra Arda'ya dönüp şöyle dedi:
“İnsanlar o gün bizim yaşımıza baktı.”
Arda gülümsedi.
“Peki sen neye baktın?”
Nermin Hanım onun elini tuttu.
“Bana nasıl baktığına.”
Arda başını eğip onun elini öptü.
Nermin Hanım o anda anladı ki hayat bazen insanın planladığı gibi ilerlemiyordu.
Bazen aşk, beklediğin yaşta gelmiyordu.
Bazen herkesin yanlış gördüğü bir şeyi sen doğru hissedebiliyordun.
Ve bazen insanın hayatının sonbaharında karşısına çıkan biri, yıllardır eksikliğini bile fark etmediği bir mutluluğu beraberinde getiriyordu.
Nermin Hanım'ın hikâyesi çevresindeki herkese tek bir şeyi öğretmişti:
Aşkın yaşı yoktu; ama gerçek aşkın en önemli sınavı, insanların ne düşündüğü değil, iki insanın birbirine karşı ne hissettiğiydi.