Dün akşam, yoğun bir kar fırtınası vardı. Pencereler zangırdıyor, rüzgâr bacada uğulduyordu. Tam çay koymuştum ki kapım hafifçe tıklandı. Bu havada kim dışarıda olabilirdi?
Kapıyı açtığımda karşımdaki uzun boylu, kendinden emin genç adamı tanıyamadım.
“Buyurun?” dedim.
“Sanırım beni hatırlarsınız,” dedi sakin ama duygulu bir sesle. “Yirmi yıl önce, dağda.”
Kalbim hızlandı. Yüzüne dikkatle baktım. Gözleri… Evet, o gözleri unutamazdım.
“Emre?” dedim fısıltıyla.
Gülümsedi. Sonra sırt çantasını öne aldı ve içinden bir dosya çıkardı. Kalın, resmi evraklarla dolu bir dosya.
“İçeri geçelim mi? Anlatmam gereken şeyler var.”
Salona oturduk. Sobanın çıtırtısı aramızdaki sessizliği dolduruyordu.
“Ben o geceden sonra hayatımı değiştirdim,” diye başladı. “Çünkü bir yabancı, hayatını riske atıp beni kurtardı. Ben de insanları kurtarmak istedim.”
Dosyayı açtı. İçinde arama-kurtarma ekibi kimliği, sertifikalar, fotoğraflar vardı. AFAD’da görevliydi. Dağ kurtarma uzmanı olmuştu.
Gözlerim doldu.
“Geçen hafta,” dedi sesi ciddileşerek, “bu bölgede yapılacak yeni dağ güvenliği merkezi için bir proje başlattık. Fırtınalar giderek daha tehlikeli oluyor. Ama bütçe onayında sorun çıktı.”
Duraksadı.
“Projeye yerel destek ve bağış şartı koydular. Ben de sponsor ararken bir isimle karşılaştım.” Bana baktı. “Yıllar önce hayatımı kurtaran adamın, zamanında dağcılık ekipmanları tasarladığını öğrendim.”
Şaşırdım. Gençliğimde tasarladığım kamp ekipmanları küçük bir markaya dönüşmüş, yıllar içinde satılmıştı. O markanın hâlâ telif ödemeleri yaptığını bile unutmuştum.
Emre dosyadan bir belge çıkardı.
“Bu merkez sizin adınızı taşıyabilir. Ve telif gelirlerinizin küçük bir kısmıyla proje tamamen finanse edilebilir. Ama asıl mesele para değil.”
Gözlerimin içine baktı.
“Merkezin danışmanı olmanızı istiyorum. Gençlere güvenli dağcılığı öğretmenizi. Benim gibi kaybolabilecek çocuklar için.”
O an içimde yıllardır sönmüş sandığım ateş yeniden yandı. Dağlardan uzak kalmıştım ama dağlar içimden hiç çıkmamıştı.
“Dizlerim artık eskisi gibi değil,” dedim hafifçe.
“Zirveye çıkman gerekmiyor,” dedi gülümseyerek. “Sadece ışık olman yeterli.”
Dışarıda kar fırtınası şiddetlenmişti. Yirmi yıl önceki o geceyi hatırladım. Çadırın içindeki sıcaklığı. Küçük bir çocuğun gözlerindeki korkunun umuda dönüşmesini.
O gece ben sadece bir hayat kurtardığımı sanmıştım.
Oysa şimdi anlıyordum: Kurtardığım şey yalnızca bir çocuk değildi. Bir amaçtı. Bir gelecek ihtimaliydi. Ve belki de kendi içimde kaybolmak üzere olan bir parçaydı.
Elimi uzattım.
“Ne zaman başlıyoruz?” dedim.
Emre’nin yüzündeki gurur ve minnet ifadesi her şeye bedeldi.
Fırtına dışarıda devam ediyordu. Ama bu kez, içimde yepyeni bir yol açılmıştı. Çünkü bazen bir iyilik, yıllar sonra geri dönüp sana kim olduğunu hatırlatır.