Telefona yaşlı ve temkinli bir kadın cevap verdi. Numaranın Murat’a ait olduğunu anlayınca onun aradığını sandı.
“Gerçekten sen misin Murat?” diye sordu.
Aylin kendisini tanıttığında karşı tarafta uzun bir sessizlik oldu. Ardından kadın ağlamaya başladı.
“Sonunda beni buldun,” dedi.
Gül, her şeyi telefonda anlatamayacağını söyleyerek komşu ilçe olan Sapanca’daki küçük bir lokantada buluşmayı teklif etti.
Aylin fotoğrafı yanına alıp hemen yola çıktı.
Gül, lokantanın en arka masasında onu bekliyordu. Saçları artık tamamen beyazlamıştı ancak yüzündeki bakış aynıydı. Aylin fotoğrafı masaya bıraktığında Gül’ün omuzları düşüverdi. Sanki yıllardır taşıdığı ağır bir yük hafiflemişti.
Tam konuşmaya başlayacakları sırada kapı açıldı ve Murat içeri girdi.
Murat, önce Aylin’i sonra Gül’ü gördü. Yüzü bembeyaz oldu.
Ancak yakalanmış bir adam gibi görünmüyordu. Daha çok, yıllar önce verdiği bir sözün sonuna gelmiş biri gibiydi.
Gül, Murat’ı kendisinin çağırdığını söyledi. Ardından ona dönüp tek bir soru sordu:
“Onu sakladın mı?”
Murat cüzdanından eski ve kat yerleri neredeyse yırtılacak kadar incelmiş bir kâğıt çıkardı.
Aylin notu açtığında şu cümleleri okudu:
“Ona her zaman istendiğini hissettireceğine söz ver. Birinin onu terk ettiğini düşünmesine asla izin verme.”
Aylin, notu okuduktan sonra aklına gelen ilk ihtimali sordu.
“Duru sizin kızınız mı?”
Murat hemen hayır cevabını verdi.
Gerçek çok daha farklıydı.
Gül, Duru’nun yıllar önce İstanbul’daki bir hastanede çalışan yenidoğan hemşiresiydi. Duru on haftadan fazla erken doğmuş, yaklaşık dört ay boyunca kuvözde kalmıştı. Biyolojik ailesinden kimse geri dönmemişti.
Gül, Duru’yla hastanedeyken yakından ilgilenmişti. Ona şarkılar söylemiş, masallar okumuş, aldığı her gram için sevinmiş ve geceleri battaniyesinden çıkardığı küçük ayağını yeniden örtmüştü.
Duru evlat edinilmeye hazır hâle geldiğinde, Gül onu kendisi büyütmek istemişti. Ancak o sırada hasta annesine bakıyor, maddi sıkıntılar yaşıyor ve tek odalı bir evde kalıyordu. Sosyal hizmet görevlileri, ağır sağlık sorunları bulunan bir bebeğe bakabilecek şartlara sahip olmadığını söylemişti.
Gül, Duru’dan vazgeçmek istememişti.
Ancak onun daha güvenli ve huzurlu bir hayata kavuşması için geri çekilmeyi seçmişti.
Murat ise gençliğinde hastanede gönüllü olarak çalışırken Gül’ü tanımıştı. Gül’ün ailesi yanında olmayan bebeklere gösterdiği şefkatten çok etkilenmiş, onu kuvöz başında gösteren bir çizim yaptırarak göğsüne dövme olarak işletmişti.
Yıllar sonra Aylin’le birlikte Duru’yu evlat edinmeye geldiklerinde onları karşılayan hemşirenin Gül olduğunu fark etmişti.
Murat, geçmişte yaşananları Aylin’e anlatmak yerine saklamayı seçmişti. Bunu ailesini korumak için yaptığını düşünse de Aylin’i gerçeğin dışında bıraktığı için hata yaptığını kabul etti.
Gül daha sonra çantasından krem renkli eski bir battaniye çıkardı. Duru’nun hastaneden çıkarken sarıldığı battaniyeydi. Kenarında küçük bir gül işlemesi vardı.
Aylin o battaniyeyi yıllarca kullanmış, hastalandığında Duru’nun üzerine örtmüş, tatillere götürmüş ve üniversiteye başladığı gece yatağının üzerine sermişti.
Ancak o küçük gülü kimin işlediğini hiç merak etmemişti.
Bir süre sonra Duru da lokantaya geldi. Fotoğrafı görünce battaniyesini tanıdı. Gül, onun bebekken hemşiresi olduğunu, geceleri bir ayağını battaniyeden çıkardığını ve mırıldanıldığında uyuduğunu anlattı.
Duru, gül işlemesini neden yaptığını sorunca Gül gözyaşları içinde cevap verdi:
“Çünkü seni ilk sevenlerden biri bendim. Ama annenle baban seni ömür boyu sevecek kişilerdi.”
Duru ayağa kalkıp Gül’e sarıldı.
Gül, yirmi yıl boyunca bu anı beklemişti.
O akşam Aylin eve döndüğünde battaniyeyi dikkatle katlayarak Duru’nun hatıra sandığına yerleştirdi. Murat kapıda sessizce bekliyordu.
Aylin, Murat’ın sırrının iyi niyetli bir yerden başladığını biliyordu. Ancak iyi niyetle saklanan bir gerçeğin bile insanları incitebileceğini anlamıştı.
Yine de dövmenin anlamı artık değişmişti.
Aylin, yirmi yıl boyunca Murat’ın kalbinin üzerinde başka bir kadın taşıdığını sanmıştı.
Oysa Murat, ailesinin kurulmasını sağlayan merhameti ve fedakârlığı taşıyordu.
Duru’nun hikâyesinde kimse unutulmamıştı.
Biri onu hayata tutundurmuş, biri ona yuva olmuş, biri de verilen sözü yıllarca kalbinin üzerinde taşımıştı.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.