Annemin son cümlesiyle birlikte içimde garip bir huzursuzluk oluştu.
“Ne demek onunla ilgili ve seninle ilgili?” diye sordum.
Annem birkaç saniye boyunca cevap vermedi. Pencerenin önüne gidip perdeyi araladı. Aşağıda Arda’nın hâlâ kapının önünde beklediğini görebiliyordum. Elindeki çiçeği düzeltmeye çalışıyor, arada saate bakıyordu.
“Önce bana kızacağına söz ver,” dedi annem.
“Ne söyleyeceğini bile bilmiyorum. Nasıl söz vereyim?”
Gözleri doldu.
“Çünkü bunu sana yıllar önce anlatmalıydım.”
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
Annem yatağın kenarına oturdu ve ellerini birbirine kenetledi.
“Arda’yı ilk kez gördüğün günü hatırlıyor musun?”
“Birinci sınıftaydım. Elinde plastik bir dinozor vardı.”
Annem başını salladı.
“Onu senden önce tanıyordum.”
Bir an hiçbir şey anlamadım.
“Nasıl yani?”
“Sen onu okulda tanımadın.”
Annem derin bir nefes aldı.
“Onu hastanede tanıdım.”
O an içimde bir şey koptu.
“Anne, açık konuş.”
Annemin gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
“Arda doğduğunda ben hastanedeydim.”
Sanki odadaki bütün sesler bir anda kesildi.
“Sen… onu doğduğu zaman mı tanıyordun?”
“Hayır,” dedi. “Ben doğurmadım. Ama doğduğu gün oradaydım.”
Ayağa kalktım.
“Ne demek bu?”
Annem yüzünü ellerinin arasına aldı.
“Yıllar önce, sen henüz dünyaya gelmeden önce, büyük bir hata yaptım. Çok gençtim. Korkuyordum. Bir arkadaşımın ailesiyle birlikte hastaneye gitmiştim. Arda’nın annesi doğumdan sonra büyük bir bunalım geçiriyordu. Bebeğini kabul etmekte zorlanıyordu.”