BU NOEL’DE HABER VERMEDEN ONU ZİYARET ETMEYE GİTTİM. EVİNİN KAPISINI AÇTIĞIMDA İSE DONUP KALDIM.

Tam o anda kapının kolu hareket etti.

Olduğum yerde donup kaldım. Elimde tuttuğum kutunun kapağı açık, içindeki dolar desteleri gözlerimin önünde duruyordu. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki göğsümden çıkacak sandım. Ayak sesleri merdivenlere yaklaşıyordu.

Sonra bir adam göründü.

Ama bu adam Jin Ho değildi.

Yaklaşık kırk yaşlarında, yorgun yüzlü, uzun boylu bir Koreliydi. Beni görünce o da en az benim kadar şaşırdı. Birkaç saniye boyunca birbirimize bakıp kaldık.

“Burada ne yapıyorsunuz?” diye sordu.

Sesindeki şaşkınlık yerini kısa sürede endişeye bıraktı.

Ben ise titreyen sesimle tek bir şey söyleyebildim:

“Bahar nerede?”

Adam başını öne eğdi.

“Demek siz annesisiniz…”

Bu cümleyle içimde korkunç bir şey koptu.

“Bahar nerede?” diye tekrar ettim. “Bana hemen kızımın nerede olduğunu söyleyin.”

Adam merdivenleri çıkıp yanıma geldi. Gözleri odadaki kutulara kaydı. Sonra derin bir nefes aldı.

“Benim adım Min Jae. Bahar’ın eşinin kardeşiyim.”

Bir an ne diyeceğimi bilemedim.

“Jin Ho’nun kardeşi misiniz?”

“Evet.”

“Peki siz neden buradasınız? Bu para ne? Bahar nerede?”

Min Jae birkaç saniye sustu. Sonra odadaki sandalyelerden birini gösterdi.

“Lütfen oturun. Size anlatmam gereken çok şey var.”

Oturmadım.

“On iki yıldır kızımı görmedim. Her yıl hesabıma 80 bin dolar gönderdi. Bana iyi olduğunu söyledi. Şimdi evine geliyorum, ortada kimse yok ve bu odada yığınla para buluyorum. Bana oturmamı söylemeyin. Bana gerçeği söyleyin.”

Reklamlar