Nalan’ın kızımızın kolunda gördüğü şey, yıllardır saklanan korkunç bir sırrın işaretiydi… ve o sırrın içinde eşimin bile bilmediği bir gerçek vardı.
O an odadaki herkes susmuştu.
Ben yatağın üzerinde oturuyor, bir yandan kızımı kucağımda tutmaya çalışıyor, bir yandan da Nalan’ın söylediklerini anlamlandırmaya çalışıyordum. Eşim ise annesinin karşısında durmuş, ne yapacağını bilemez haldeydi.
“Anne, lütfen açık konuş,” dedi. “Bizi korkutuyorsun. Kızımın nesi var?”
Nalan cevap vermeden önce kızımızın koluna bir kez daha baktı. Sonra titreyen ellerini yüzüne götürüp derin bir nefes aldı.
“Onun kolundaki doğum lekesi…” dedi. “Ben bunu daha önce gördüm.”
Kaşlarımı çattım.
“Nasıl yani? Nerede gördün?”
Nalan’ın gözleri doldu.
“Yıllar önce.”
Eşim bir adım daha yaklaştı.
“Kimde gördün?”
Nalan bu kez doğrudan oğlunun gözlerinin içine baktı.
“Senin kardeşinde.”
O an eşimin yüzündeki ifade değişti.
Ben ise hiçbir şey anlamıyordum.
Eşimin hiç bahsetmediği bir kardeşi olduğunu bilmiyordum. Yıllardır evliydik ve ailesiyle ilgili birçok şey konuşmuştuk. Ama şimdi kayınvalidemin sözleri, ailemizin geçmişinde benim bilmediğim çok büyük bir boşluk olduğunu gösteriyordu.
“Benim kardeşim mi?” diye fısıldadı eşim.
Nalan başını salladı.
“Sen doğmadan önce bir kızım vardı.”
Odanın havası bir anda ağırlaştı.
Nalan, yıllar önce henüz genç bir kadınken bir kız çocuğu dünyaya getirdiğini anlattı. Ancak o dönemde hayatı çok farklıydı. Ailesinin baskısı, maddi imkânsızlıklar ve dönemin acımasız şartları nedeniyle bebeğine bakamayacağını düşünmüştü.
Kızının doğduğunda kolunda küçük, belirgin bir doğum lekesi olduğunu söyledi.
“Onu kucağıma aldığımda gördüğüm ilk şeylerden biriydi,” dedi. “Küçük, açık kahverengi bir leke. Şekli neredeyse aynıydı.”
“Peki sonra ne oldu?” diye sordum.
Nalan gözlerini yere indirdi.
“Bana bebeğimin başka bir aileye verileceği söylendi. Onu bir daha göremeyeceğimi düşündüm.”
Eşim hâlâ annesine bakıyordu.
“Peki benim kardeşim olduğunu nereden biliyorsun?”
Nalan’ın sesi titredi.
“Çünkü sana yıllarca gerçeği söyleyemedim.”
Sonra çantasından eski, yıpranmış bir zarf çıkardı.
Zarfın içinden yıllar öncesine ait birkaç belge ve küçük, siyah beyaz bir fotoğraf çıktı. Fotoğrafta genç bir Nalan, kucağında birkaç günlük bir bebekle oturuyordu.
Fotoğrafı bana uzattı.
Bebeğin kolundaki lekeyi görünce nefesim kesildi.
Kızımızın kolundakiyle neredeyse aynıydı.
Ama asıl şok bundan sonra geldi.
Nalan, kızını yıllar önce evlatlık veren kurumun kayıtlarında, bebeğin başka bir aileye teslim edildiğinin yazdığını söyledi. Ancak o ailenin kim olduğunu hiçbir zaman öğrenememişti.
Yıllar boyunca kızını aramış, fakat hiçbir sonuç alamamıştı.
Ta ki benim kızım doğana kadar.
“Ben onun kızım olduğunu düşünmedim,” dedi Nalan. “İlk gördüğümde sadece doğum lekesi beni geçmişe götürdü. Sonra yüzüne baktım. Gözlerini gördüm. O an içimde bir şey koptu.”
Eşim yavaşça sordu:
“Yani sen benim kardeşimin… benim kızımın?”
Nalan başını iki yana salladı.
“Hayır. Bunu kesin olarak bilmiyordum. Ama bundan korktum.”
Benim aklıma tek bir soru geldi.
“O zaman neden bize onu evlatlık vermemizi söyledin?”