Rıza’nın yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.
“Ne oldu?” diye sordum.
Elini cebine attı ve küçük bir telefon çıkardı. Ekranı bana çevirdiğinde, Seda’nın birkaç gün önce çekilmiş bir görüntüsünü gördüm.
“Bunu dün gece güvenlik kayıtlarından aldım,” dedi. “Ama asıl mesele görüntü değil. Ses kaydı da var.”
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
Ekranda Seda’yı gördüm. Huzurevinin yöneticisinin odasına giriyor, cebinden bir zarf çıkarıp masanın üzerine bırakıyordu.
“Bunun karşılığında annemin burada kalmasını sağlayacaksınız,” diyordu Seda. “Berk hiçbir şeyden şüphelenmeyecek.”
Rıza videoyu durdurdu.
“Bununla da kalmıyor. Sen buraya getirilmeden önce oğlunla yaptığı telefon görüşmesinin kaydını da bulduk.”
Başımı kaldırdım.
“Berk biliyor mu?”
“Bilmiyoruz. Ama öğreneceğiz.”
İçimde bir şey kırıldı. Berk’in bana söylediklerini hatırladım.
“Sen benim annemsin.”
Yıllarca o cümleye güvenmiştim.
Evimi ona verirken de aynı cümle aklımdaydı.
Şimdi ise elimde, kendi oğlumun gerçekten beni terk edip etmediğini ortaya çıkaracak bir kanıt vardı.
Rıza omzuma dokundu.
“Onu hemen aramak istiyorsan ara. Ama önce gerçekleri öğrenelim.”
Başımı salladım.
“Hayır. Bu kez acele etmeyeceğim.”
Ertesi gün Rıza, huzurevinin güvenlik kayıtlarını ve ödeme belgelerini incelemeye başladı. Ben de yıllardır ilk kez kendi hayatım hakkında bu kadar dikkatli düşünüyordum.