26 yaşında genç bir kadınım. Üç ay önce anne ve babamı bir ev yangınında kaybettim.

Ben kadehimi kaldırdım.

“Jale Hanım… haklıydınız,” dedim sakin bir sesle. “Uzun uzun düşündük. Çocukları başka bir aileye vermeye karar verdik. Herkes için daha kolay olacak. Artık sizinle çatışma yaşamayız.”

Masada bir sessizlik oldu.

Sonra Jale Hanım’ın yüzü aydınlandı. Gözleri parladı. Neredeyse alkışlayacaktı.

“Sonunda! Zaten buraya ait değillerdi. En doğru kararı vermişsiniz!” dedi.

O an çocukların parmakları dizimde daha sıkı kenetlendi.

Furkan ayağa kalktı.

“Evet,” dedi soğuk bir sesle. “Ama küçük bir ayrıntı var.”

Masasının altından bir zarf çıkardı ve annesine uzattı.

Jale Hanım kendinden emin bir ifadeyle zarfı açtı.

İlk sayfayı gördüğünde gülümsemesi dondu.

Bu, mahkemenin verdiği resmi velayet kararıydı. Kardeşlerimin yasal vasisi bendim. Altındaki belgede ise Furkan’ın imzası vardı: Evlat edinme sürecini başlattığına dair resmi başvuru.

Bir diğer sayfada ise noter tasdikli bir belge duruyordu. Yeni bir kira kontratı.

Furkan konuşmaya devam etti:

“Çocuklar başka bir aileye gidiyor, evet. Ama o aile biziz. Ve biz yeni bir eve taşınıyoruz.”

Jale Hanım’ın yüzü bembeyaz oldu.

“Bu… bu saçmalık,” diye fısıldadı.

“Hayır anne,” dedi Furkan. “Saçmalık olan, altı yaşındaki çocuklara valiz verip ‘buraya ait değilsiniz’ demendi.”

Masadaki hava değişmişti. Bu artık bir doğum günü değildi; bir sınırın çizildiği andı.

“Ya bu aileye saygı duyarsın,” diye devam etti Furkan, “ya da bu masada bir daha yerin olmaz.”

Jale Hanım ilk kez cevap veremedi. Ne savundu kendini ne de özür diledi. Sadece sandalyeden kalktı. Çantasını aldı. Kapıya yöneldi.

Kapı kapanırken evde garip bir sessizlik vardı.

İkizlerden biri başını kaldırıp bana baktı.

“Abla… biz gitmiyoruz değil mi?”

Diz çöktüm. İkisini de kollarımın arasına aldım.

“Hiçbir yere gitmiyorsunuz. Burası sizin eviniz. Biz sizin aileniziz.”

Furkan da yanımıza çömeldi. “Ve sizi kimse gönderemez.”

O gece bir şey öğrendim.

Aile kan bağıyla değil, kalple kuruluyordu. Biri sizi “gerçek” görmüyorsa, bu sizin eksikliğiniz değil; onun sevgisizliğiydi.

Yangın bize çok şey kaybettirdi. Ama küllerin arasından bir aile daha doğdu.

Artık korkmuyordum.

Çünkü valizler çocukların önüne bırakılmıştı…
Ama kapının dışında kalan kişi biz değildik.
Reklamlar