Annem ben dört yaşındayken hayatını kaybetti. O günden sonra hayatımda tek bir gerçek vardı: üvey babam Kemal.

“Şoför sarhoştu. Genç bir adamdı. Ailesi vardı. O anki öfkemle onu polise teslim edebilirdim. Ama annene söz vermiştim; ne olursa olsun kinle yaşamayacaktım. Adam teslim oldu, cezasını çekti. Ancak basına yansımaması için aileler arasında bir uzlaşma sağlandı. Ben de sana detayı anlatmadım. Seni öfkeyle büyütmek istemedim.”

Mektubu daha sıkı tuttum.

“Bir şeyi daha bilmelisin. Annenin arabasının frenleri kazadan bir hafta önce servise gitmişti. Servis ihmali vardı. Davayı takip ettim. Mahkeme süreci yıllarca sürdü. Tazminat aldım. O para senin eğitimin için bankada duruyor. Sana hiç söylemedim. Çünkü bunu annene biçilen bir değer gibi görmeni istemedim.”

Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı.

Son satırlar daha da ağırdı.

“Eğer bir gün biri gelip sana gerçeği fısıldarsa, bil ki herkesin gerçeği farklıdır. Ben seni nefretle değil, sevgiyle büyütmeyi seçtim. Annenin hatırasını intikamla kirletmek istemedim. Beni yargılarsan anlarım. Ama şunu bil: Hayatımın en doğru kararı seni kızım olarak sevmekti.”

Mektup elimden kaydı.

Garajın ortasında, beton zemine çöktüm. Yıllarca inandığım hikâye eksikti ama yalan değildi. Kemal bana gerçeğin en acı kısmını saklamıştı. Belki de haklıydı. Eğer o küçük yaşta sarhoş bir şoförden, ihmalden, davalardan haberdar olsaydım; belki hayatıma öfke yerleşecekti.

Kaseti merak edip eski teybe taktım. Cızırtılı bir kayıt başladı. Annemin sesi… “Kemal, eğer bir şey olursa kızımı sevgiyle büyüt. Onu kimsesiz hissettirme.” Ses titriyordu ama kararlıydı.

Kemal’in cevabı duyuldu: “Söz veriyorum.”

Garajın sessizliğinde annemin kahkahası kısa bir anlığına yankılandı, sonra kayıt bitti.

O an anladım.

Gerçek bazen tek bir cümle değildir. Parça parçadır. Kemal bana eksik bir hikâye anlatmıştı ama o hikâyenin özü doğruydu: Annem geri gelmeyecekti ve hayat kinle yaşanamayacak kadar kısaydı.

Yaşlı adamın neden o gün o sözleri söylediğini bilmiyorum. Belki vicdanı rahat değildi. Belki geçmişin gölgesi hâlâ peşindeydi. Ama ben çekmeceyi kapatırken içimde bir şey netleşti.

Kemal benim babamdı.

Beni kan bağı değil, verdiği söz büyütmüştü.

Garajın ışığını kapatıp eve çıktım. İçimde hâlâ hüzün vardı ama artık o hüzne öfke eşlik etmiyordu. Annemi bir kazada kaybetmiştim. Babamı ise bir söz uğruna sevmiştim.

Ve bazı sırlar, insanı yıkmak için değil, neden sevildiğini anlaması için vardır.
Reklamlar