Bedenimi Kullanıp Sokağa Attılar: Ameliyat Masasındaki Büyük Hesaplaşma

Ölümcül durumda olan Aslı’ya böbreğimi vermeyi bu yüzden kabul etmiştim. Ameliyattan önce gözyaşlarıyla bana sarılıp “Sen benim gerçek kızımsın” diyen adam, organı aldıktan hemen sonra gerçek yüzünü göstermişti.

Üvey annem Belma, “Zaten odanı boşaltıyorduk. Orası spor salonu olarak seninkinden çok daha iyi duracak,” diyerek babamı destekledi.

Yıkılmıştım. Tam bu sırada kapı sertçe açıldı. Başhekim Dr. Murat, yanında iki güvenlik görevlisi ve bir polis memuruyla içeri girdi.

Dr. Murat, “Kimse bu odadan ayrılamaz,” diyerek babamın suratına tokat gibi bir açıklama yaptı: “Bu odadaki klinik kayıt kamerası, girdiğiniz andan itibaren tüm konuşmalarınızı doğrudan hastanemizin hukuk departmanına canlı yayınladı.”

Babamın rengi anında kül gibi oldu. Polis memuru, ben henüz narkozun etkisindeyken hazırlanan çöp poşetini göstererek babamdan hesap sordu. O sırada tekerlekli sandalyede oturan üvey kız kardeşim Aslı da her şeyi duydu. Annem ve babam ona benim ameliyattan sonra kendi isteğimle İzmir’e taşınacağımı söyleyerek yalan konuşmuşlardı. Aslı, sırf kendisine organ bulmak için benim kullanıldığımı anlayınca büyük bir şok yaşadı ve ebeveynlerini derhal ziyaretçi listesinden çıkarttı.Babam Celal ve üvey annem Belma polis eşliğinde hastaneden çıkarılırken, doktorlar ve sosyal hizmet uzmanı Sevgi bana sahip çıktı. İş yerindeki müdürüm Kader de bu süreçte arkamda durarak işimi ve haklarımı koruyacağımın garantisini verdi.

Ertesi gün Aslı yanıma geldi. Yüzündeki mahcubiyetle gözyaşlarına boğularak, “Annem bana senin para karşılığında böbreğini verdiğini söylemişti. Gerçeği bilseydim buna asla izin vermezdim,” dedi. Yıllarca anne ve babamız bizi birbirimize düşman etmişti. Aslı, bundan sonra kendi kararlarını alacağını ve bir daha benim üzerimden çıkar sağlamalarına izin vermeyeceğini söyleyerek özür diledi.

Ancak babam Celal kontrolü kaybetmeyi kabullenemedi. Şirket avukatı aracılığıyla bana resmi bir mektup gönderdi. Mektupta, polisi arayıp şikayetimi geri çekmem ve ameliyat iyileşme sürecinden sonra Aslı’ya bakıcılık yapmaya devam etmem şartıyla evdeki misafir odasında kalmama izin vereceğini belirtiyordu. Barınma hakkımı bile tam bir itaat sözleşmesine dönüştürmeye çalışıyordu.

Hiç tereddüt etmeden mektubun altına tek bir cümle yazdım: “Güvenliğimin gerçeği inkar etmeme bağlı olduğu bir eve asla geri dönmeyeceğim.”

İki hafta sonra hastaneden taburcu olduğumda, Sosyal Hizmetler’in bana tahsis ettiği güvenli bir rehabilitasyon merkezine yerleştim. Hemşire Ceyda çöp poşetimi arabaya yerleştirirken bana umutla gülümsedi.

Dokuz haftalık fiziksel ve ruhsal iyileşme sürecinin ardından, Ankara merkezde kendime ait küçük ama aydınlık bir daire kiraladım. Büyük pencerelerinden güneş giren, kapısı içeriden güvenle kilitlenen bana ait bir ev…

Aylar sonra Aslı ile sakin bir kafede buluştuk. Artık kendi evine taşınmış, ailesiyle tüm bağlarını koparmıştı. “Bana sadece organını değil, özgürlüğümü de verdin,” dedi. Ona gülümsedim: “O böbrek artık senin, ama benim geleceğim sadece bana ait.”

O gece evime döndüğümde, hastanenin bana teslim ettiği eski evin pirinç anahtarını bir zarfa koyup babama geri postaladım. Hiçbir not veya açıklama eklemedim. Ardından kendi yeni evimin gümüş anahtarını kapının yanındaki askıya astım.

Salonun ortasında duran o siyah çöp poşetini bu kez kendi isteğimle, ihtiyaç sahiplerine bağışlayacağım eski kıyafetlerle dolduruyordum. Hayatımda ilk kez, kaderimin dizginleri tamamen kendi ellerimdeydi.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Reklamlar